Yukarı Mezopotamya, 7. yüzyılın ortalarındaki erken Müslüman fetihlerinden bu yana geleneksel Arapça adı olan el-Cezire (Arapça: "ada") ve Süryanice varyantı Gāzartā veya Gozarto olarak bilinmektedir. Fırat ve Dicle nehirleri, Mezopotamya'yı neredeyse bir adaya dönüştürür. Nehirler Irak'ın Basra Vilayeti'ndeki Şattülarap'ta birleşir ve Türkiye'nin doğusundaki kaynakları birbirine oldukça yakındır. Bölge; Anadolu dağlarından güneye, Fırat Nehri'nin sol kıyısındaki tepelerden doğuya, Dicle Nehri'nin sağ kıyısındaki dağlardan batıya doğru uzanır ve Sincar Ovası'nı içerir. Dicle'den aşağı Samarra'ya ve Fırat'tan aşağı Irak'ın Hit şehrine kadar uzanan bu coğrafyanın başlıca yerleşim yerleri Musul, Deyrizor, Rakka, Haseke, Diyarbakır ve Kamışlı'dır. Suriye'nin batı kısmı, Haseke Valiliği ile bitişik olup "Suriye'nin ekmek sepeti" olarak tanımlanmaktadır. Türkiye tarafında ise Şanlıurfa, Mardin illeri ile Diyarbakır ilinin bir kısmını kapsamaktadır.
Coğrafi Çeşitlilik ve Sınırlar
El-Cezire adı MS 7. yüzyıldan beri İslami kaynaklar tarafından Mezopotamya'nın kuzey bölümünü ifade etmek için kullanılır. İsim "ada" anlamına gelir ve Süryanicede Beth Nahrain olarak bilinen iki nehir arasındaki topraklara atıfta bulunur. Tarihsel olarak bu isim, Sincar Dağları'ndan inen Sincar Ovası ile sınırlandırılabileceği gibi kıyı sıradağlarının doğusundaki tüm platoyu kapsayacak şekilde de genişletilebilir. Abbasiler öncesi dönemde batı ve doğu sınırları bazen batıda bugünkü Kuzey Suriye'yi ve doğuda Adiabene'yi de kapsayacak şekilde dalgalanmıştır. El-Cezire, Suriye Çölü'nden ve daha alçakta bulunan Orta Mezopotamya'dan oldukça farklı olarak, aşınmış tepeler ve kesik akarsular içeren bir yıkıntı veya alüvyon ovası olarak nitelendirilir. Bölgenin kuzeybatısında dünyanın en büyük tuz düzlüklerinden biri olan Sabhat el-Cabbul yer alırken, daha güneyde Musul'dan Basra yakınlarına kadar uzanan bölge kumlu bir çöldür. Kuzeyde Türkiye'den doğup Fırat'a dökülen Habur Çayı, ova boyunca 400 kilometreden fazla uzanır. Bölge, 20. yüzyılın sonları ve 21. yüzyılın başlarında kuraklıkla boğuşmuştur.
Tarım Devrimi ve Tarih Öncesi Dönem
El-Cezire arkeolojik açıdan son derece büyük bir öneme sahiptir. Bölge, tarımın ve hayvanların evcilleştirilmesinin en eski işaretlerinin bulunduğu, dolayısıyla medeniyete ve modern dünyaya giden başlangıç noktasıdır. Modern buğdayın en yakın akrabasının hala yabani olarak yetiştiği Türkiye'nin güneyindeki Karaca Dağ da bu bölgededir. Hallan Çemi, Ebu Hureyra ve Mureybet gibi yerleşim yerlerinde, avcı-toplayıcı yaşam tarzından MÖ 9000'lerden itibaren buğday, arpa ve baklagil yetiştirilmesine dayalı bir ekonomiye geçiş görülür. Keçi ve koyunun evcilleştirilmesi birkaç nesilde gerçekleşmiş, dokumacılık ve çömlekçilik ise yaklaşık iki bin yıl sonra ortaya çıkmıştır. Tarım fikri buradan önce Levant'ın geri kalanına, ardından Kuzey Afrika'ya, Avrupa'ya ve Mezopotamya üzerinden doğuya, günümüz Pakistan'ındaki Mehrgarh'a kadar yayılmıştır. Türkiye'nin güneydoğusunda bulunan Göbeklitepe'deki ritüel amaçlı megalitik yapıların en eskisi MÖ 9000'den öncesine aittir. Karaca Dağ'a 32 km mesafede yer alan Göbeklitepe, bilinen en eski megalitik yapı olup o dönemdeki avcı-toplayıcıların büyük komünal projeleri organize etme yeteneğini veya tarım toplumlarının bilinenden çok daha eski olduğunu ortaya koyarak arkeologlar arasında yoğun tartışmalar başlatmıştır. Sümerlerin de Kuzey Mezopotamya'nın Samarra kültüründen evrimleştiği teorisi bulunmaktadır.
Erken Tarih, İmparatorluklar ve Ticaret
Mezopotamya'da Kalkolitik dönemden Erken Tunç Çağı'na uzanan Uruk dönemi (yaklaşık MÖ 4000-3100) yukarı bölgenin bir kısmını da kapsamıştır. Yukarı Mezopotamya, MÖ 25. yüzyıl civarında kurulan antik Asur'un kalbidir. MÖ 24. yüzyılın sonlarından itibaren Akad İmparatorluğu'nun parçası olan bölge; Eski Asur İmparatorluğu (y. MÖ 2050-1750), Orta Asur İmparatorluğu (MÖ 1365-1020), Med İmparatorluğu (MÖ 678-549) ve Yeni Asur İmparatorluğu (MÖ 911-605) dönemlerini yaşamıştır. MÖ 605'te Babillilerin eline geçen bölge, MÖ 539'dan itibaren Ahameniş İmparatorluğu'nun parçası olmuş ve Athura adını almıştır. MÖ 323'ten itibaren Selevkos İmparatorluğu tarafından yönetilmiş, ardından Partlar ve Romalılar döneminde Asur adıyla anılmıştır. Sasani İmparatorluğu döneminde Asoristan olarak bilinen bölge, Müslümanların fethinden sonra el-Cezire olarak adlandırılmıştır. El-Cezire; antik çağlardan beri üretken tarım ürünleri ve imalat (gıda işleme ve kumaş dokuma) sistemiyle ekonomik açıdan müreffeh olmuştur. Sasani ve Bizans sınırındaki konumu burayı önemli bir ticaret merkezi haline getirmiş, bu avantaj Müslümanların fethinden sonra da sürmüştür. Bölge; Osroene, Mezopotamya eyaletleri ile Asōristān, Arbayestan, Nisibis ve Musul gibi Part/Pers eyaletlerini içermiştir.