Tzkarostavi Manastırı (Gürcüce: წყაროსთავის მონასტერი), tarihsel Klarceti bölgesinde, günümüzde Artvin ilinin merkez ilçesine bağlı Alabalık köyünde Orta Çağ'da inşa edilmiş Gürcü manastırıdır. Gürcüce bir yer adı olan Tzkarostavi, pınar anlamına gelen "tzkaro" (წყარო) ile baş anlamına gelen "tavi" (თავი) kelimelerinden oluşur ve "pınar başı" anlamına gelir. Tarihsel kaynaklarda Klarceti bölgesindeki en önemli ve en eski manastırlardan biri olarak kabul edilmektedir.
Tzkarostavi Manastırı'nın Tarihçesi
Manastır, 830-840'larda daha sonra Mtsheta katolikosu olarak da görev yapan İlarion tarafından kurulmuştur. Yazılı kaynaklara göre bölgenin en önemli ruhani merkezlerinden biri olan manastırda, 11. yüzyılda önemli Gürcü din adamları görev yapmıştır. Tzkarostavi Manastırı, aynı zamanda önemli el yazmalarının korunduğu veya kopyalandığı bir yer olarak bilinir. Bunlar arasında Tzkarostavi İncili ile Tzalka İncili olarak da bilinen (1193-1207) Ança İncili sayılabilir.
Niko Mari Araştırmaları ve Günümüzdeki Durum
Manastır, araştırmacılar için Niko Mari (Niko Marr) sayesinde bilinir hale gelmiştir. Niko Mari, "Grigol Hantsteli’nin Yaşamı" adlı elyazmasını yayımladıktan sonra 1904 yılında Klarceti ve Şavşeti bölgelerini gezerek günlüklerinde bu manastır hakkında ayrıntılı bilgiler vermiştir. Niko Mari manastıra giderek ana yapıları tespit etmiş, ancak manastırın ana kilisesi ve yemekhanesi bu tarihten sonra tahrip edilmiştir.
Mimari Yapısı ve Şapeller
Tzkarostavi Manastırı; ana kilise, üç küçük kilise, yemekhane ve diğer yapılardan oluşur. İoane Okropiri'nin Matta İncili çevirisi elyazmasına (1083-1089) düşülen nota göre manastır, Hz. İsa ya da Diriliş Günü'ne adanmıştır. Günümüze ulaşan kalıntılar manastırın oldukça büyük olduğunu göstermektedir. Karçhal vadisinde bulunan Nuka-Sakdari'nin de bu manastırın bir parçası olduğuna dair görüşler vardır. Manastırın 9-10. yüzyılda inşa edilen kubbeli ana kilisesi, Karçhali vadisinin sol kıyısındaki yamaçta yıkıntı halinde yer almaktadır. Ana kilisenin batısındaki kayalık tepede 9. yüzyıla ait tek nefli küçük kiliseler (şapeller) bulunur. Bu şapellerden bir ve iki numaralı olanlar yıkıntı halindeyken, üç numaralı şapel büyük ölçüde ayaktadır.