Sultançayır Köprüsü, Balıkesir sınırları içerisinde yer alan ve Susurluk Çayı üzerinde konumlanmış dar yapılı, basık kemerli ve çember oyuklu antik bir kemerli köprüdür. Antik dönem bölgesi Misya'nın adeta kalbi sayılan Sultançayır mevkisinde bulunan bu tarihi yapı, Manyas ile Balıkesir'i birbirine bağlayan son derece önemli bir geçiş noktasıdır. Günümüzde ne yazık ki kullanılamaz halde olan ve kapanışı 1870'lere uzanan köprü, bölgenin görkemli mühendislik geçmişinin sessiz bir tanığı niteliğindedir.
Tarihsel Keşif ve Bilimsel Araştırmalar
Tarihi köprünün ilk gelişigüzel incelenmesi 20. yüzyılın başlarında yapılmış olsa da, yapı o tarihten itibaren ne yazık ki yetkililer tarafından fazlasıyla ihmal edilmiştir. Alman arkeolog Theodor Wiegand, 1902 yılında gerçekleştirdiği bir keşif turu esnasında köprüyü oldukça iyi korunmuş bir durumda tespit etmiştir. Ancak Wiegand'ın incelemelerine göre, daha büyük gemilerin nehirden geçebilmesine imkan tanımak amacıyla yapılan başarısız bir girişim sonucunda, köprünün doğu tarafındaki dördüncü ayağı patlatılmıştır. Bu döneme ait bir başka önemli araştırma raporu ise o yıllarda Manyas'a giden İngiliz arkeolog Frederick William Hasluck tarafından hazırlanarak bilim dünyasına sunulmuştur.
Mimari Özellikleri ve İnşa Detayları
Muhtemelen milattan sonra 4. yüzyılda inşa edildiği düşünülen bu antik taş köprü, döneminin dikkat çekici mühendislik detaylarını barındırmaktadır. Uç bölümlerinde yer alan eğik düzlemler hariç tutulduğunda köprünün toplam uzunluğu 234 metre, genişliği ise 6,35 metre olarak ölçülmüştür. Toplamda 13 kemerden oluşan bu anıtsal yapının her bir kemerinin orta hatlarındaki payandalar arasında 17,80 metre mesafe bulunmaktadır. Ayrıca kemerlerin ayakları arasındaki açıklık 14,20 metre iken, kemer genişliği ise 3,60 metre olarak kayıtlara geçmiştir.
Günümüzdeki Durumu ve Korunamayan Miras
İlk keşfedildiğinde büyük oranda bütünlüğünü koruyan Sultançayır Köprüsü, süreç içerisindeki aşırı ihmal ve koruma önlemlerinin yetersizliği nedeniyle yok olma sürecine girmiştir. 2009 yılında çekilen mevcut fotoğraflar ve takip eden dönemdeki kalıntılar, köprünün bu uzun ihmal süresinde tamamen yıkıldığını acı bir şekilde gözler önüne sermektedir. Antik Romalı arkeolojik sit alanı kategorisinde değerlendirilen bu kıymetli kültür mirası, günümüzde sadece bazı kalıntılarıyla Susurluk Çayı yatağında varlığını sürdürmeye çalışmaktadır.