Sultan Alaeddin Camii'nin Tarihi ve Önemi
Ankara'nın Altındağ ilçesinde, Ankara Kalesi'nin iç kale girişinde yer alan Sultan Alaeddin Camii, şehrin günümüze ulaşan en eski camisi olma özelliğini taşımaktadır. 12. yüzyılda Anadolu Selçuklu Devleti hükümdarı II. Kılıçarslan'ın oğullarından Ankara Meliki Muhyiddin Mesud tarafından sarayla birlikte inşa ettirilen bu tarihi yapı, Ankara'nın 1073 yılında Türkler tarafından fethedilmesinden sonra inşa edilen en önemli mabetlerdendir. Caminin minber kitabesinde yapım tarihi olarak Hicri Safer 594 (Miladi Kasım 1197) yılı belirtilmekle birlikte, bazı araştırmacılar bu tarihin 1178 olarak da okunabileceğini ifade etmekte ve cami girişinde de bu tarih yazılı bulunmaktadır. Kıble duvarının batı ucunda bulunan ve küçük bir dehlize açılan bir kapının, o dönemdeki Selçuklu Sarayı'na bağlantı sağladığı ihtimali üzerinde durulmaktadır.
Eski Cami Kalıntıları
Sultan Alaeddin Camii'nin hemen doğusunda yer alan, 15.92 metre uzunluğa ve en geniş yerinde 9.13 metre genişliğe sahip olan ve günümüzde üstü tamamen açık bulunan alan, Türklerin Ankara Kalesi'ni fethettikten sonra kale içinde yaptıkları ilk cami olan "Eski Cami"ye aittir. İç kaledeki mekân darlığı sebebiyle oldukça küçük ebatlarda tasarlanmış olan Eski Cami'den günümüze ulaşabilen en önemli unsur, üst yarısı tamamen yıkılmış olan ve iki kademe halinde derinleşen mihraptır.
Mimari Özellikleri ve Yapısal Elemanları
Cami, kıbleye dik olarak yerleştirilmiş dikdörtgen planlı, ahşap düz tavanlı bir harim ile kuzeyde devşirme sütunlar üzerine inşa edilmiş yine düz tavanlı bir son cemaat yerinden meydana gelmektedir. Yapı, son cemaat yeri ve üst katındaki kadınlar mahfeli ile Anadolu'da bu iki mimari unsuru bir arada bulunduran ilk cami olma özelliğini taşır. Bu yenilikçi yapısıyla Hacı Bayram, İbadullah, Ağaç Ayak ve Zincirli camileri gibi pek çok Ankara camisine de ilham kaynağı olmuştur. Yapı; 1361 yılında Sülü Paşa, 1433 yılında Şerif Sünbül Hatun, 1895 yılında II. Abdülhamid ve Cumhuriyet döneminde 1954 ile 1985 yıllarında onarımlar görmüş, bu tamiratlar sebebiyle asli mimarisini büyük ölçüde kaybetmiştir.
Harimin aydınlatılması, son cemaat yerine açılan iki pencerenin yanı sıra batıda altta ve üstte üçer, doğuda altta üç ve kıblede üstte beş olmak üzere toplam 16 pencere ile sağlanmaktadır. Ayrıca kadınlar mahfilinde de kuzeye açılan üç pencere bulunur. Caminin giriş kapısının iki yanında müezzin mahfili ve üst kısımda ise oyma kafes usulüyle yapılmış kadınlar mahfeli konumlanmaktadır. Yapının günümüzdeki mihrabı ise 1895 yılındaki onarımdan kalmadır.
Eşsiz Ağaç İşçiliği: Ahşap Minberi
Mabedin ceviz ağacından oyularak çivi çakmaların kullanıldığı sahte kündekâri tekniğiyle yapılan minberi, dönemin ağaç işçiliğinin en güzel örneklerindendir. Minber üzerinde sekizgenler arasına yerleşen yıldızlar ve baklava şekilleri içerisinde rumi kompozisyonlar görülür. Merdiven kapısı üzerinde dendanlı geometrik şekiller haricinde iki hilal motifi göze çarpar. Minberin yanında bulunan kitabeye göre eserin ustası Marangoz Ebubekir oğlu İbrahim Rûmî'dir. Minberin 15. asırdaki ikinci tamiratından kalan pencere kanadı günümüzde Ankara Etnografya Müzesi'nde sergilenmektedir. Caminin kuzeybatı köşesinde yükselen 30 metre yüksekliğindeki silindirik tuğla gövdeli minare ise kesme taş kaideye sahiptir ve 1433 yılındaki onarımlar sırasında inşa edildiği tahmin edilmektedir.
Tarihi Çeşme-Sebil ve Kitabeler
Caminin kuzeybatı köşesinde, son cemaat yerinin sokağa bakan cephesinde korkuluk duvarı içine gömülmüş durumda dikdörtgen şekilli eski bir çeşme bulunur. Suyu taşıma usulüyle sağlanan ve cemaatin abdest alması amacıyla namaz vakitlerinde özel bir tesisatla salıverildiği düşünülen bu çeşme-sebilin Selçuklular devrinden beri var olduğu kabul edilmektedir. Yapının dışında mermere oyulmuş dört satırlık imar kitabesinin yanı sıra giriş kapısı üzerinde 1361 (Lulu Paşa tamiratı) ve 1433 (Şerife Sünbül Hatun tamiratı) yıllarına ait iki adet tamir kitabesi yer almaktadır.