Akdeniz Bölgesi'nin Göller Yöresi'nde, Konya'nın güneybatısında yer alan Seydişehir, tarih öncesi çağlardan günümüze uzanan zengin geçmişi ve doğal güzellikleriyle Türkiye'nin en köklü yerleşim alanlarından biridir. Ankara-Konya-Antalya karayolu üzerinde, Toros Dağları'nın kuzey eteklerinde konumlanan ilçe, Çarşamba Çayı'nın hayat verdiği verimli Suğla Ovası'nda yer almaktadır. Ortalama 1.123 metre rakıma sahip olan Seydişehir, hem tarihi derinliği hem de coğrafi konumuyla öne çıkmaktadır.
Seydişehir'in Tarih Öncesi ve Klasik Çağ Dönemi
Seydişehir'in tarihi MÖ 5500 yıllarına kadar uzanmaktadır. Tarih Öncesi Çağ'da Pisidia sınırları içinde yer alan bölgenin en eski izlerine, Beyşehir Gölü (Karalis Lacos) ile Suğla Gölü (Trogitis Lacos) arasındaki sulak vadide rastlanmaktadır. İlçenin 10 km güneydoğusundaki Suberde (Gölyüzü Köyü) höyüğünde gerçekleştirilen kazılar, MÖ 5500-5000 yıllarına ait Neolitik Çağ yerleşmesini gün yüzüne çıkarmıştır. Bu dönemden kalan buluntular günümüzde Konya Arkeoloji Müzesi'nde sergilenmektedir. Ayrıca MÖ 2000-700 yılları arasında hüküm süren Hititlerin izlerini taşıyan anıtlar ve Karabulak, Bostandere, Dikilitaş ile Akçalar köylerindeki höyüklerde Frig ve Hitit dönemine ait yerleşmeler tespit edilmiştir.
Klasik Dönem'de ise bölgede Vasada, Amblada, Arvana, Elita ve Dalisandus gibi antik şehirlerin varlığı bilinmektedir. Bunlar arasından en dikkat çekeni, Bostandere köyünün Aktepe mevkiinde yer alan ünlü Roma şehri Vasada Antik Şehri'dir. 1969 yılında su yolu açma çalışmaları sırasında keşfedilen Roma dönemine ait amfitiyatro kalıntıları, bu antik kentin önemini gözler önüne sermektedir. Yeniceköy yakınlarındaki Hisartepe'de bulunan amfitiyatro kalıntıları ve buralardan çıkarılarak belediye bahçesinde sergilenen Roma devri aslan heykelleri de ilçenin arkeolojik zenginliğini taçlandırmaktadır.
Seyyid Harun Veli ve Seydişehir'in Kuruluşu
Seydişehir, Selçuklu devri beyliklerinden Eşrefoğulları zamanında bugünkü adıyla kurulmuş özel bir şehirdir. Rivayete göre Horasan emiri olan seyyid ve veli Seyyid Harun Veli, 1301 yılında aldığı ilahi emirle yola çıkmış ve kendisine rehberlik eden bulutun Küpe Dağı ardında kaybolmasıyla aradığı yerin burası olduğunu anlamıştır. O dönem Trogitis adını taşıyan bu alanda ilk olarak bir cami inşa etmiş ve şehrin imarında Eşrefoğlu Mehmed Bey'in malzeme yardımlarıyla destek bulmuştur. Eşrefoğlu Mehmed Bey bu yeni şehre "Seyyid Şehri" adını vermiş, Osmanlı döneminde ise burası "Medine-i Sani" yani ilahi emirle kurulan ikinci şehir olarak anılmıştır. İlçe, 1381 yılında Sultan I. Murat döneminde 80.000 altın karşılığında satın alınarak Osmanlı topraklarına katılmıştır.
Coğrafi Yapısı, İklimi ve Modern Dönem
Seydişehir coğrafi olarak kuzeydoğuda Konya (Meram), doğuda Akören, güneyde Ahırlı, Yalıhüyük ve Akseki, batıda Derebucak ve kuzeybatıda Beyşehir ile çevrilidir. En yüksek noktası 2.500 metreyi aşan Geyik Dağları, Akdeniz'in ılıman ikliminin iç kesimlere ulaşmasını engelleyerek ilçede karasal ve Akdeniz iklimi arasında bir geçiş ikliminin hakim olmasına yol açar. Kış aylarında yoğun kar yağışı alan bölgede doğa harikası Kuğulu Park ve keşfedilen Tınaztepe Mağarası önemli doğal değerlerdir. Modern dönemde ise, 1939-1944 yılları arasında keşfedilen boksit (alüminyum hammaddesi) madeni ve 1974 yılında faaliyete geçen alüminyum fabrikası ilçenin gelişiminde ve nüfusunun hızla artmasında dönüm noktası olmuştur. 6 Şubat 2025 TÜİK verilerine göre ilçenin toplam nüfusu 66.067'dir.