Pergamon'un Kökeni ve Söylencesel Tarihi
Pergamon Antik Kenti, günümüzde İzmir iline bağlı Bergama ilçesinin merkezinde yer alan son derece önemli bir tarihi yerleşimdir. Antik çağlarda Misya bölgesinin en önemli merkezlerinden biri olan bu kent, MÖ 282-133 yılları arasında Pergamon Krallığı'na başkentlik yapmıştır. Kentin ismi söylencesel kahraman Pergamos'tan gelmektedir. Söylenceye göre Pergamos, Teuthrania kralını öldürerek kenti ele geçirmiş ve buraya kendi adını vermiştir. Bir başka anlatıya göre ise Teuthrania Kralı Grynos savaşta Pergamos'tan yardım istemiş, kazanılan zaferden sonra iki kent kurdurarak birine onun onuruna Pergamon, diğerine ise Gryneion adını vermiştir. Yazılı belgelerde adı ilk kez MÖ 4. yüzyılın başlarında geçen kent, zamanla saraylar, tapınaklar ve tiyatrolarla donatılarak surlar ve kulelerle çevrilmiştir.
Attalos Hanedanı ve Roma Dönemi
MÖ 334 yılında Makedon kralı Büyük İskender kenti ele geçirmiş ve idaresini karısı ile oğluna bırakmıştır. İskender'in ölümünün ardından antik kent bölge yöneticisine kalmış, onun da vefatıyla birlikte Attalos Hanedanı'nın kurucusu Filetairos (Philetairos) burada yeni bir krallık ilan etmiştir. Krallık, en geniş sınırlerine MÖ 197-159 yılları arasında hüküm süren Kral 2. Eumenes döneminde ulaşmıştır. Bu parlak dönemde kente 200 bin kitaptan oluşan muazzam bir kütüphane kazandırılmış, kuzu ve keçi derilerinden yapılan parşömen kağıdının geliştirilmesi ve yaygınlaştırılması sağlanmıştır. Son kral olan 3. Attalos'un varisi olmadığı için şehri Roma İmparatorluğu'na vasiyet etmesiyle birlikte, MÖ 129 yılında kent Romalıların eline geçmiş ve Asya Eyaleti'nin başkenti olmuştur. Romalılar bu görkemli şehre Neocore (Mabetler Muhafızı) unvanını vermişlerdir.
Eşsiz Teraslama Mimarisi ve Keşif Süreci
Coğrafi konumu itibarıyla Pergamon, Bakırçay (Kaikos) Vadisi'nde, bu ırmağın kolları olan Kestel (Keteios) ve Bergama (Selinus) çaylarının birleştiği yerde, modern Bergama'nın kuzeyinde 335 metre yükseklikte bir dağ üzerinde yer alır. Doğal bir düzlüğü bulunmayan bu engebeli tepe yerleşiminde, en erken evrelerden itibaren arazi teraslaması yapılarak yer kazanılmıştır. Kentin bu eşsiz şehircilik anlayışı, topografik zorunluluktan kaynaklanan planlamanın dünyadaki en nadide örneklerinden biridir. Bu antik kentin kalıntıları, 1870'lerde demiryolu döşenmesinde çalışan Alman mühendis Carl Humann tarafından bulunmuş ve ilk kazılar 1878 yılında başlamıştır. Gösterdiği eşsiz kültürel değer sayesinde Pergamon, 2011'de UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi'ne alınmış, 2014 yılında ise resmen Dünya Mirası olarak tescil edilmiştir.
Akropol ve Günümüze Ulaşan Eşsiz Yapılar
Bakırçay Ovası'na hakim bir tepede büyük bir kale görünümünde yükselen Akropol (kentin yukarı bölümü), görkemli kalıntılara ev sahipliği yapmaktadır. Akropol'ün girişinde solda, bir kahraman veya yarı tanrı adına yapılmış sütunlu kutsal alan olan Heroon'un kalıntıları yer alır. Kentin koruyucusu sayılan akıl ve savaş tanrıçası adına Dor düzeninde inşa edilmiş Athena Tapınağı, Akropol'ün en önemli yapısıdır. Tapınağın kuzeyinde yer alan ve parşömen üstüne yazılmış 200 bin kitaba ev sahipliği yapan kütüphanedeki tüm eserler, MÖ 41'de Romalı asker Marcus Antonius tarafından Mısır Kraliçesi Kleopatra'ya hediye edilmiştir. Athena Tapınağı'nın güneyindeki terasta yer alan ünlü Zeus Sunağı ve tapınağın birçok parçası, yapılan kazıların ardından Berlin'deki Pergamon Müzesi'ne (Pergamon Museum) götürülerek orada aslına uygun biçimde kurulmuştur. Günümüzde Pergamon'da yalnızca bu anıtların temelleri ile siyasi ve ticari konuların görüşüldüğü Dor düzenindeki Yukarı Agora, Agora Tapınağı ve tepedeki krallık saraylarının kalıntıları yer almaktadır.