İzmir ili Urla belediyesi sınırları içindeki İskele Mahallesi'nde yer alan Limantepe, Ege Denizi'nin bilinen en eski limanlarından biridir. Tunç Çağı boyunca (MÖ 3. binyıldan itibaren Truva Savaşı dönemi olarak kabul edilen MÖ 1300-1400'lere kadar) kesintisiz bir yerleşime konu olan bu tarih öncesi dönem arkeolojisi siti, 1950 yılında Profesör Ekrem Akurgal tarafından keşfedilmiştir. Höyükteki arkeolojik kazılar, 1979'dan günümüze Hayat Erkanal başkanlığındaki uluslararası bir ekip tarafından karada ve su altında kesintisiz olarak sürdürülmektedir.
Konumu ve Çevresel Özellikleri
Limantepe, İzmir il merkezinin batı-güneybatısında, Urla ilçe merkezinin kuzeyindeki İskele Mahallesi'nde, modern limanın doğusunda ve Karantina Adası'nın tam karşısında konumlanmaktadır. Urla'nın kuzeyindeki kıyı ovası, büyük bir olasılıkla uzun bir koyun zamanla dolması sonucu oluşmuştur. Önce bir kum setiyle denizle ilişkisi kesilen koy, Zongurlu ve Kocadere çaylarının getirdiği alüvyonlar sonucu bir birikinti ovasına dönüşmüştür. Bu dönüşüm sırasında deniz içindeki doğal bir kaya grubunun anakaya ile birleşmesi, bugün Limantepe'nin üzerinde bulunduğu yarımadanın ortaya çıkmasını sağlamıştır. Bölgenin İzmir Körfezi'ne uzanan yapısı ve doğal liman özellikleri, buranın Son Neolitik Çağ'dan itibaren iskân edilmesinin en büyük nedenlerindendir. Antik Klazomenai kenti de bu tarih öncesi yerleşimin yıkıntılarını bir akropol gibi kullanarak hemen güney kesiminde kurulmuştur.
Kalkolitik ve Erken Tunç Çağı Tabakaları
Erken ve Orta Kalkolitik Çağ
Höyüğün kuzeydeki yüksek bölümünde, anakayanın hemen üzerinde en eski tabaka tespit edilmiştir. Bu tabaka, düzensiz taşlarla inşa edilmiş tek sıra temellere sahip, wattle and daub tekniğinde yapılmış basit bir mimari biçimi yansıtmaktadır. Bu evrede, dönemin karakteristiği olan perdah bezemeli kaplar, bol miktarda Melos obsidyeni, çeşitli idoller ve mermerden yapılmış konik gövdeli bir kaba ait bir parça ele geçmiştir. Limantepe bu dönemde Doğu Ege Adaları ve Batı Anadolu sahil kesimi ile kültürel açıdan bir bütünlük göstermektedir.
Geç Kalkolitik Çağ
Orta Kalkolitik tabakanın hemen üzerinde, wattle and daub mimariye sahip ve büyük bir yangınla yıkılmış bir evin köşesi açığa çıkarılmıştır. Ev içerisinde yanmış halde çok bol miktarda buğday tohumu tespit edilmiştir. Bu tabakadan elde edilen seramikler; koyu renk astarlı, parlak perdahlı ve beyaz boyalı örneklerle karakterize olup çağdaşı Bakla Tepe ile büyük benzerlik göstermektedir. Ayrıca Melos obsidyeninden yapılan dilgiler ve ok uçları da yoğun olarak kullanılmıştır.
Erken Tunç Çağı I ve II
Limantepe, Geç Kalkolitik'ten sonra kesintisiz bir şekilde Erken Tunç Çağı başında da iskân edilmiştir. Bu dönemde oldukça kaliteli "Kiklad Tavası" örnekleri ele geçmiştir. Anadolu'da Bakla Tepe ve Aphrodisias bölgesindeki Karahisar örneği dışında ele geçen tek Kiklad tavası örnekleri olan bu parçalar, Anadolu'da bulunan en kaliteli örnekleri oluşturmaktadır. Limantepe, en azından bu dönemden itibaren dış kısmında rampa şeklinde meyilli bir duvarla desteklenen, levha taşlar kullanılarak inşa edilmiş güçlü bir savunma sistemiyle çevrilmiştir. Sur duvarı üzerinde yaklaşık 1.5 metre aralıklarla diş şeklinde payandalar yapılmıştır.
Orta Tunç Çağı Kalıntıları ve Kazı Çalışmaları
Orta Tunç Çağı'na ait mimari tabakalarda oval yapılar, fırın tabanları ve seramik kalıntıları tespit edilmiştir. 3. mimari tabakada dağılmış durumdaki bir çömleğin parçaları altında bir domuza ait kaburga, ayak ve sırt kemikleri ile domuz başı bulunmuştur. Domuzun baş kısmının gövdeye ters istikamette olması, hayvanın kesildikten sonra buraya bırakıldığını göstermektedir. 4. mimari tabakada ise kuzeybatı-güneydoğu doğrultusunda uzanan oval bir yapının batı kısmı ile bu yapıyla bağlantılı olduğu düşünülen üç fırın tabanı açığa çıkarılmıştır.
Limantepe'de 1979 yılında başlayan kazılar, 1980 ve 1981 yıllarında çağdaş yolun güneyinde anıtsal kule/bastion bulunmasıyla yerleşmenin İlk Tunç Çağı'ndaki önemini ortaya koymuştur. 1992 yılından itibaren tamamen Limantepe'ye odaklanan kazı çalışmaları sürmektedir. Karada yürütülen bu kazılara, Hayfa Üniversitesi Recanati Deniz Bilimleri Enstitüsü'nün yürüttüğü M. Artzy başkanlığındaki su altı kazı çalışmaları ve jeoloji araştırmaları da eşlik etmektedir.