Laodicea Combusta (Yunanca: Λαοδίκεια Κατακεκαυμένη veya 'Yanık Laodikea'), günümüzde Konya ilinin Sarayönü ilçesine bağlı Ladik kasabası sınırları içerisinde yer alan köklü bir Helenistik antik kenttir. Tarih boyunca Pisidya, Likaonya ve Galatya sınırları içinde gösterilen kentin 'Combusta' adını almasıyla ilgili en olası açıklama, geçmişte büyük bir yangınla yok olması ve yeniden inşa edilmesidir. Coğrafyacı Strabon bu ismi çevredeki volkanik yapıdan türetmiş olsa da araştırmacılar yakın bölgede magmatik kayaç bulunmadığını bildirmektedir.
Kentin kuruluşu antik kaynaklarda doğrudan belirtilmemekle birlikte, Seleukos İmparatorluğu'nun kurucusu I. Seleukos Nikatōr tarafından annesi Laodice'nin ismini yaşatmak üzere kurulan beş şehirden biridir. Roma İmparatoru Claudius tarafından restore edildikten sonra MS 41 yılında Claudiolaodicea ismini alan kent, bu unvanı üçüncü yüzyılın sonuna kadar korumuştur. Titus ve Domitianus dönemlerine ait imparatorluk sikkelerinin bulunması, kentin o dönemdeki ekonomik ve idari gücünü belgelemektedir.
Laodicea Combusta, antik dönemde Konya'nın (İkonium) kuzeybatısında, Fırat kıyısından Melitene'ye giden anayol üzerinde yer almasıyla önemli bir ulaşım ve ticaret merkezi olmuştur. Erken Hristiyanlık döneminde Havari Pavlus'un burayı birkaç kez ziyaret ettiği bilinmekte olup, bölge en erken Hristiyanlaşan yerlerden biridir. Diocletianus zulmü sırasında piskoposluk yapan Eugenius'un mezar yazıtından anlaşıldığı üzere, kentte katedral niteliğinde büyük bir kilise inşa edilmiştir. Ayrıca kentten temsilciler beşinci yüzyıldaki Kalkedon Konsili'ne ve MS 692 yılındaki Trullo Konsili'ne katılım göstermiştir.
Daha sonra Bizans İmparatorluğu sınırları içerisinde Anatolikon themasının önemli bir şehri haline gelen Laodicea Combusta, 770 yılında Araplar tarafından yağmalanarak halkı sürgüne gönderilmiştir. On dokuzuncu yüzyılda burayı ziyaret eden araştırmacılar; sokaklarda, evlerde ve mezarlıklarda sütunlar, başlıklar, frizler, kornişler ve yazıtlı mermerler gibi görkemli parçalar gördüklerini aktarmışlardır. Maalesef bu zengin geçmişe rağmen, günümüzde alanda neredeyse hiçbir arkeolojik kalıntı veya anıt ayakta kalmamıştır.