Kütahya Kalesi, Kütahya şehrinde Bizanslılar'dan kalma, yüksek ve sarp bir tepe üzerine inşa edilmiş tarihi bir yapıdır. Bizans imparatorları tarafından şehre hakim bir konumda yaptırılan bu şato, burçlarla tahkim edilmiş ve iki kat sur içerisine alınmıştır. Mavi ve kırmızımsı yalçın bir kaya üzerinde beşgen şekilli, oldukça sağlam ve süslü bir yapıya sahip olan kale, adeta tepe üzerinde bir yüzük gibi durmaktadır. Yaklaşık üç bin metre çevre uzunluğuna sahip olan yapının etrafında hendek bulunmamakla birlikte, kale surlarının altı tamamen uçurumdur. Kalenin kuzeydoğu yönünde ise Germiyan eseri olan Kale-i Bâlâ Camii ve tarihi bir çeşme yer alır.
Osmanlı Dönemi İdari ve Askeri Yapısı
Osmanlı hükümeti zamanında Kütahya Kalesi, müstahfız tımar askeri muhafazasına ve dizdar denilen kale ağasının idaresine verilmiştir. Kale arazisi topçu, lağımcı ve cebeci askerlerinin ikametine tahsis edilmiş olup kalede 119 tımarlı müstahfiz askeri görev yapmaktaydı. Savaşların uzadığı zamanlarda askere duyulan ihtiyaç nedeniyle bu muhafızların bir kısmı sefere gider, geri kalanları ise kaleyi korumaya devam ederdi. Padişah fermanı ile atanan kale dizdarları genellikle emekli saray hizmetlilerinden seçilirdi ve Altıntaş nahiyesinin Karaağaç ile diğer köylerinden gelen 7.600 akçelik tımar ile ocaklık arazilerine sahipti. Kalede dizdardan başka kale kethüdası, topçu başı, cebeci başı, zindancı ve kapıcı da bulunurdu. IV. Mehmed döneminde başlayan ve 16 yıl süren uzun savaşta kaynakların tükenmesiyle muhafızların cepheye gönderilmesi istenmiş, daha sonra bu uygulamadan vazgeçilerek levend bedeli alınması kararlaştırılmıştır. 1804 yılında ise kale askerleri Nizam-ı Cedid teşkilatı Üsküdar Ocağı'na (Selimiye) bağlanmıştır.
Savunma Gücü, Hapishane ve Vali Teftişleri
Kalede aynı zamanda bir hapishane de yer aldığından, Kütahya ve çevresinden gelen suçlular fermanla buraya hapsedilirdi. Başkaldıranların cezalandırılmasının ardından halka işaret olması amacıyla kaleden bir top atılırdı. Nitekim devleti meşgul eden Gediz Voyvodası Nasuhzâde Nasuh'un oğlu ve kardeşi de Alaaddin Paşa'nın emriyle 50 nefer muhafız eşliğinde bu kalede tutulmuştur. Kale, yılda en az bir kez Anadolu valisi tarafından teftiş edilerek muhafızlar, mahpuslar, top ve cephaneler kayıt altına alınırdı. İki cephaneliği ve iki top mahali bulunan kalede, 1817 yılında obüs ve havan olmak üzere on yedi top yer almaktaydı. Günümüzde kalenin güneydoğu ve kuzeydoğusundaki iki adet savaş topu halen Ramazan aylarında kullanılmaktadır.
Aşağı Hisar ve Hayati Su Kaynağı
Fatih Sultan Mehmed zamanında kaleye eklenen Aşağı Hisar bölümü, daha alçak bir seviyede yer aldığı için yaklaşık yetmiş beş metre uzunluğunda bir hendeğe sahipti. Bu bölümün inşa edilmesinin temel amacı, yalçın kayanın altından çıkan Ilıpınar adlı su kaynağını kale sınırları içerisine alarak kuşatma sırasında düşmanın suyu zapt etmesini engellemek ve halkın susuz kalmasını önlemekti. Kuleleri birbirine çok yakın (yaklaşık ikişer kulaç) olan bu alt bölümde yirmi kadar ev ve bir mescit yer almaktaydı.
Kalenin Kapıları ve İç Kale
Kütahya Kalesi'nin toplam üç kapısı bulunmaktaydı. Doğuya bakan ve aşağı çarşıya inilen üç kat demir kapının dışında, sağ ve solda beyaz mermerden yapılmış gösterişli arslan heykelleri mevcuttu. Bu kapı önündeki gözcü koğuşundan tüm şehir izlenebilmekteydi. Diğer kapılardan biri güneydeki Sultanbağı tarafına açılırken, doğuya bakan üçüncü kapıdan aşağı kaleye inilirdi. Kalenin batısında ise çepeçevresi yaklaşık bin adım olan dört köşe İç Kale yer alırdı. İç kalenin batıya açılan küçük kapısının tahta kanatları manda derisiyle kaplıydı. İçerisinde iki su sarnıcı, bir mescit, dizdar, imam, müezzin ve kethüda haneleri ile iki buğday ambarı ve sekiz adet ev bulunmaktaydı.
Tarihi Bir Uyuşmazlık: Ciğer Mücadelesi
Kütahya Kalesi'nin nüfusunun yoğun olduğu dönemlerde, kasaplar et ve ciğer satışlarına kaleden başlar, aşağı şehre inene kadar ellerindeki tüm ciğerleri bitirirlerdi. Bu durum aşağı şehir halkının uzun süre koyun ciğeri alamamasına ve kaleliler ile şehir sakinleri arasında ciddi kavgaların yaşanmasına yol açmıştır. Yaşanan bu anlaşmazlık, daha sonra yazılan resmi bir fermanla aşağı şehir halkının da kasaplardan eşit şekilde istifade etmesinin sağlanmasıyla son bulmuştur.