Doğal Bir Lagün ve Stratejik Konum
İstanbul ilinin batısında, kendi adını taşıyan doğa harikası gölün çevresinde kurulmuş olan Küçükçekmece, coğrafi ve tarihi açıdan şehrin en özel bölgelerinden biridir. Batısında Avcılar ve Küçükçekmece Gölü, kuzeyinde Başakşehir, doğusunda Bahçelievler ve Bağcılar, güneyinde ise Bakırköy ve Marmara Denizi ile çevrilidir. Geniş düzlükler halinde az dalgalı bir alana yayılan ilçe, dünyada eşine az rastlanan lagün (yalı) göllerinden birine ev sahipliği yapmaktadır. İstanbul'un 39 ilçesi arasında yapılan yaşam kalitesi endeksi sıralamasında 12. sırada yer alan Küçükçekmece, birinci dereceden riskli deprem bölgesinde konumlanmaktadır.
Çekmek-i Küçük: İsmin Kökeni ve Efsanesi
Küçükçekmece isminin kaynağı hakkında tarihçiler arasında farklı görüşler bulunmaktadır. Hakkı Raif Ayyıldız'ın aktardığı bir anlatıma göre; antik dönemlerde bölgedeki bataklığa kalın kazıklar çakılmış, aralarına halatlar gerilmiştir. Yolcular bir sala biner, salcılar da bu salı çekerek kanalın öbür yakasına yüzdürerek geçirirdi. Bu taşıma yönteminden ötürü göl geçitlerine Küçükçekmece ve Büyükçekmece adları verilmiştir. En güçlü tarihsel varsayımlardan biri ise, göle giren balıkları yakalamak için kanala konulan ve yukarı çekilerek açılan kafesli setler sebebiyle bu ismin verilmiş olmasıdır. Nitekim eski Osmanlı Vakıf defterlerinde de bölge "Çekmek-i Küçük" ismiyle anılmaktadır.
Antik Çağlardan Osmanlı'ya Uzanan Tarih
Küçükçekmece'nin tarihi, İstanbul'un tarihiyle paralel bir seyir izlemiştir. İlçenin yüksek kesimlerinde, günümüzde Tepeüstü olarak bilinen bölgede antik dönemde Rhegion adında bir şehir bulunmaktaydı. Roma İmparatorluğu'nu Bizans'a bağlayan en önemli ana yollardan biri olan tarihî Via Egnatia, bu antik şehirden geçmekteydi. Çeşitli tarihî kaynaklarda, yüzyılın ortalarında meydana gelen büyük bir deprem neticesinde Rhegion bölgesinin yıkıldığı ifade edilmektedir. Antik dönemden bu yana bölgeden çıkarılan arkeolojik eserlerin büyük bir kısmı günümüzde İstanbul Arkeoloji Müzesi'nde sergilenmektedir.
Kültürel Miras ve Tarihî Yapılar
Küçükçekmece, zengin tarihi geçmişinden günümüze miras kalan kıymetli anıtsal yapılara ev sahipliği yapmaktadır. Bölgede mutlaka görülmesi gereken tarihî yapılar arasında; Garip Dede Türbesi, Abdüsselam Camii ve Türbesi, 4. yüzyıla ait olan Menekşe Deresi Köprüsü, 17. yüzyıla tarihlenen Küçükçekmece Köprüsü, 18. yüzyılda inşa edilen Vezir Mehmet Paşa Çeşmesi ve 19. yüzyıl sanayi mirası olan Osmanlı Kibrit Fabrikası yer almaktadır. Cumhuriyet döneminde 1950'lerden sonra yoğun bir nüfus akınına uğrayan ilçe, tarihî kimliğini koruyan yapılarıyla ziyaretçilerine eşsiz bir culture rotası sunmaktadır.
Doğal Akarsular ve Ekolojik Durum
Bölgenin can damarı olan Küçükçekmece Gölü, son jeolojik dönemdeki buzullaşmanın erimesiyle deniz seviyesinin yükselmesi ve eski vadi ağızlarının boğularak lagün haline gelmesiyle oluşmuştur. Gölün su rejimi yarı tuzlu olup; doğusundan Nakkaş Deresi, batısından Eşkinoz Deresi ve bu ikisinin ortasındaki Sazlıdere ile beslenmektedir. İstanbul'un göle dökülen en önemli akarsularından biri olan yaklaşık 40 km uzunluğundaki Sazlıdere'nin baraj haline getirilmesi ve kapaklarının kapatılması nedeniyle göl bu kaynaktan mahrum kalmıştır. 1970 sonrasında evsel ve sanayi atıklarıyla kirlenen ve günümüzde ötrofik durumda olan gölün kirliliğini önleme çalışmaları sürmektedir.