Kilikya, Anadolu'nun güneyinde, batıda Alanya'dan başlayıp doğuda Kinet Höyük'te son bulan ve kuzey sınırları Toros Dağları ile çizilen son derece önemli bir antik coğrafi bölgedir. Tarihsel süreçte coğrafi yapısına göre Dağlık Kilikya (Cilicia Trachea) ve Ovalık Kilikya (Cilicia Campestris) olmak üzere iki ana bölüme ayrılmıştır. Bölgenin ismi, Yeni-Asur İmparatorluğu döneminde batı kesimi tanımlamak amacıyla kullanılan Akadca "Ḫilakku" kelimesinden türetilmiştir.
Bölgedeki insan yerleşimlerinin kökeni MÖ 8000'lere, yani Cilalı Taş Devri'ne kadar uzanmaktadır. Tunç Devri ile Erken, Orta ve Geç Bakır çağları boyunca kesintisiz bir yerleşim düzenine sahne olan bölge, doğudaki Halaf ve Ubaid kültürleriyle etkileşim kurmuştur. Hitit İmparatorluğu döneminde Kizzuwatna adıyla bilinen bölge, daha sonraları Asurlular tarafından doğuda Que (Ovalık Kilikya) ve batı/kuzeyde Hilakku olarak adlandırılmıştır. Ünlü ozan Homeros'un İlyada destanında "Aleian düzlüğü" olarak geçen bu coğrafyadaki antik kentler arasında Tarzu (Tarsus), Ingira (Mersin-Anchiale), Danuna (Adana), Pahri (Misis) ve Kundu (Anavarza) yer almaktadır.
Asur, Babil ve Pers Egemenliği
Stratejik konumu ve zengin doğal kaynakları sebebiyle Kilikya, MÖ 1000'li yıllardan itibaren Asur İmparatorluğu'nun ilgisini çekmiştir. MÖ 9. yüzyıldan itibaren yürütülen mücadelelerin ardından özellikle Que bölgesi, MÖ 715'te ise Göksu'ya kadar uzanan Hilakku bölgesi Asur hakimiyetine girmiştir. Asurbanipal'in ardından yaşanan iç karışıklıklar, İskit ve Kimmer akınları Asur gücünü tüketmiştir. Sonrasında Babil Kralı Neriglissar döneminde (MÖ 557-556) Babil topraklarına dahil edilen Kilikya, Babil'in yıkılışıyla Pers İmparatorluğu'na geçmiş ve otonom bir satraplık olarak yönetilmiştir. MÖ 401 yılında II. Artaserhas, yerel yönetici III. Syennesis'in isyana verdiği destek nedeniyle bölgenin özerkliğini kaldırmıştır. Bu dönemde Kamissaris, Datamis ve Mazaios gibi ünlü satraplar bölgeyi yönetmiştir.
Helenistik, Roma ve Bizans Devirleri
MÖ 333 yılında Büyük İskender'in hakimiyetine giren Kilikya, onun ölümünden sonra generalleri arasında paylaşılmış ve Selevkos ile Ptolemaios hanedanlarının idaresinde kalmıştır. Akdeniz ticaretini tehdend eden korsan faaliyetleri üzerine MÖ 102-101 yıllarında bölgeye gelen Romalılar, Mithradates savaşlarının ardından burayı bir Roma eyaleti haline getirmişlerdir. Pax Romana (Roma Barışı) dönemiyle birlikte kıyı ve ova kesimlerinde imar faaliyetleri hız kazanmış; agoralar, sütunlu caddeler, su kemerleri, çeşmeler ve tiyatrolar inşa edilmiştir. Bizans İmparatorluğu döneminde ikiye bölünen Ovalık Kilikya'nın batı başkenti Tarsus (Cilicia Prima), doğu başkenti ise Anavarza (Cilicia Secunda) olmuştur. Bölge daha sonra Sasani, Arap, Ermeni Krallığı, İlhanlı, Memlûk ve nihayet 16. yüzyılda Osmanlı egemenliğine girmiştir.
Kilikya Ekonomisi ve Mimari Gelişim
Kilikya'da yürütülen arkeolojik araştırmalar, özellikle Dağlık Kilikya kesiminde korsanlık faaliyetlerinin temel geçim kaynağı olduğuna işaret etmektedir. Romalı General Pompeius'un korsanlara karşı kazandığı zafer ve Pax Romana süreci, kıyı ve ova kesimlerinde yapılaşmanın ve ticari canlanmanın önünü açmıştır. Kentlerin imparatorluğun diğer merkezleriyle olan ulaşım bağlantıları korunmuş; çeşmeler, su kemerleri, agoralar, tiyatrolar ve sütunlu caddeler inşa edilerek ticari üretimin en önemli kanıtları oluşturulmuştur.