Karkamış Antik Kenti (Hititçe: Kargamiş, Mısırca: Karkameşa, Grekçe: Εὔρωπος, Latince: Europus), geçmişi Erken Bakır Çağına dek uzanan ve günümüzde Türkiye ile Suriye topraklarında yer alan son derece önemli bir antik kenttir. Fırat'ın hemen batı kıyısında, Bereketli Hilal içerisinde kurulan bu yerleşim, Anadolu platosunun sona erip Suriye düzlüklerinin başladığı doğu-batı hattı üzerinde uzanan coğrafi bir sınırdır. Mısır ile Anadolu arasındaki tarihi geçiş yolu üzerinde yer alan kent, aynı zamanda antik ticaret yollarına olan yakınlığıyla da stratejik bir öneme sahiptir. Toplam 90 hektarlık yayılma alanının 55 hektarını oluşturan kale, iç kent ve dış kentin bir bölümü Türkiye sınırlarında kalırken; 35 hektarlık kısım ise Suriye sınırlarında yer almaktadır. Rakımı 370 metre olan ören yerinin Türkiye topraklarında kalan kısmının tescil tarihi 28 Ağustos 1986'dır.

Köklü Tarihçe ve Siyasi Hâkimiyetler
Kalede ve dış kentte yapılan kazı çalışmaları sırasında ortaya çıkarılan çanak-çömlek parçaları üzerindeki karbon testleri en az 3350 yıllık bir yerleşimi gösterse de, 2015 yılındaki kazılar sonucunda iç kaledeki yerleşimin MÖ 6000 yılına (Cilalı Taş Devri ve Bakır Çağı) kadar uzandığı tespit edilmiştir. Kent hakkındaki en eski detaylı yazılı belgelere ise MÖ 17. yüzyılın sonlarında Alalah, Ebla ve Mari kraliyet tabletlerinde rastlanır. Karkamış Kralı Aplahanda'nın Asur Kralı I. Şamşi-Ahad ve Babil Kralı Hammurabi ile birlikte anılması, kentin politik gücünün arttığını kanıtlamaktadır. Ugarit ve Mitanni kentleriyle ticari anlaşmaları bulunan ve kereste ticareti yapan kentin tarihi, Aplahanda'nın oğlu Yahdul-Lim'in yaklaşık MÖ 1745'teki ölümünden sonra 300 yıllık bir kesintiye uğramıştır. Bu kesinti dönemi Mısır Firavunu II. Thutmose'nin kenti fethedip stel diktirmesiyle son bulmuştur. MÖ 14. yüzyılda Hitit Kralı I. Şuppiluliuma tarafından fethedilerek Hitit topraklarına katılan antik kent, oğlu Piyassili'nin kral olarak atanmasıyla beş kuşak boyunca soyundan gelenler tarafından yönetilmiştir. I. Şuppiluliuma'nın MÖ 1322'deki ölümünün ardından isyanlar çıksa da, II. Murşili birliği yeniden tesis etmiştir.

Geç Hitit Dönemi'nin Zirvesi ve Tanrıça Kubaba Kültü
Karkamış, en parlak dönemini Geç Hitit döneminde yaşamış ve Geç Tunç Çağında Hitit İmparatorluğu'nun en önemli merkezlerinden biri haline gelerek MÖ 11. yüzyılda gücünün doruğuna ulaşmıştır. Hitit İmparatorluğu'nun Deniz Kavimlerinin saldırılarıyla yıkılmasının ardından dahi önemini yitirmeyen ve bu kavimleri püskürten kent, Geç Hitit şehir devletlerinin en güçlüsü olmuştur. III. Ramses'in Medinet Habu yazıtlarındaki yıkım iddialarının aksine, kent bu dönemde varlığını başarıyla sürdürmüştür. Hitit kültürünün etkisi altındaki bu dönem boyunca Karkamış'ın ana ilahı, "Karkamış Kraliçesi" olarak da bilinen Hurri kökenli tanrıça Kubaba olmuştur. Kubaba kültü diğer şehirlere de yayılmış, özellikle Frigler tarafından benimsendikten sonra adı Kibele olarak değişerek geniş bir yayılım göstermiştir. Ancak Karkamış, MÖ 9. yüzyılda gücünü kaybederek Asur kralları II. Aşurnasirpal ve III. Şalmanezer tarafından haraca bağlanmıştır. Nihayet MÖ 717'de, son kral Pisiri döneminde Asur Kralı II. Sargon tarafından fethedilerek yakılıp yıkılmış ve halkı köle yapılarak Asur kentlerine sürülmüştür.
Karkamış Muharebesi, Terk Ediliş ve Keşif Süreci
Asur hâkimiyetinin ardından Karkamış, MÖ 604 yılında Yeni Babil İmparatoru II. Nebukadnezar ile Mısır Firavunu II. Neko'nun ordularını karşı karşıya getiren ünlü Karkamış Muharebesi'ne sahne olmuştur. Kitâb-ı Mukaddes'te de bahsedilen bu tarihi savaşta Babil ordusu Mısırlıları ağır bir yenilgiye uğratmıştır. Sırasıyla Mitanni, Mısır, Hitit, Asur, Yeni Babil, Ahameniş, Makedon, Seleukos ve Roma egemenliklerine giren ören yeri, Roma döneminden sonra önemini kaybetmeye başlamış ve Orta Çağ'ın ardından tamamen terk edilmiştir. İlk olarak 1699 yılında keşfedilen antik kent, 1910'larda Britanya Müzesi adına George Smith ve Patrick Henderson gibi arkeologlarca kazılmıştır. Türkiye Cumhuriyeti'nin ilanından sonra askeri yasak bölge haline getirilen Karkamış'ta kazı çalışmaları uzun süre yapılamamış, mayınlardan arındırılan alanda çalışmalar ancak 2011'de yeniden başlayabilmiştir. Son kazı çalışmasının 2012 yılında gerçekleştirildiği kentin Suriye tarafındaki dış kent bölgesinde 2006 ve 2010 yıllarında kazılar yapılmış olsa da, Suriye İç Savaşı nedeniyle günümüzde bu kısımda arkeolojik çalışma yürütülememektedir.