Karadeniz, güneydoğu Avrupa ile Anadolu yarımadası arasında yer alan coğrafi ve stratejik açıdan büyük öneme sahip bir iç denizdir. Kuzeyinde Ukrayna, kuzeydoğusunda Rusya, doğusunda Gürcistan, güneyinde Türkiye, batısında ise Romanya ve Bulgaristan ile çevrili olan bu eşsiz su kütlesi, Atlas Okyanusu'na Akdeniz, Ege Denizi ve Marmara Denizi aracılığıyla bağlanmaktadır. İstanbul Boğazı vasıtasıyla Marmara Denizi'ne, Kerç Boğazı ile de Azak Denizi'ne birleşen Karadeniz, 8.350 kilometre kıyı şeridine sahip olup, doğudan batıya yaklaşık 1.175 kilometre uzunluğa sahip böbrek benzeri bir forma sahiptir.
Karadeniz'in Tarihi ve İsim Kökeni
Yazılı kaynaklarda geçen en eski adı "Ahşena" olan Karadeniz, tarih boyunca farklı medeniyetler tarafından farklı isimlerle anılmıştır. Antik Yunan döneminde "Eukseinos Pontos" veya deniz tanrısı Pontus'un adıyla anılan deniz, Romalılar tarafından "Mare Euxinum", "Mare Sarmaticum" ve "Pontus Tauricus", Orta Çağ Arap kaynaklarında ise "Bizans Denizi", "Trabzon Denizi", "Slav Denizi" veya "Pontus Denizi" olarak adlandırılmıştır. Günümüzdeki "Karadeniz" isminin ise kadim renk-yön ilişkisine dayandığı ve Asya kültürlerinde kuzey yönünün "kara" rengiyle temsil edilmesinden ötürü aslında "Kuzey Denizi" anlamına geldiği iddia edilmektedir.
Coğrafi Özellikleri ve Büyük Akarsuları
Karadeniz, yaklaşık 461.000 km² alan kaplayan ve en derin noktası 2.210 metreye ulaşan devasa bir havzaya sahiptir. Tuzluluk oranı yaklaşık %1,8 dolayında olan bu iç deniz, milattan önce 6. bin yıla kadar bir tatlı su gölü iken, bu tarihten sonra Akdeniz'in sularının boğazı aşarak dolmasıyla tuzlu bir denize dönüşmüştür. Karadeniz'e dökülen büyük akarsular arasında Tuna, Dinyeper, Dinyester, Don ve Kuban nehirleri bulunmaktadır. Türkiye kıyılarından ise Sakarya, Kızılırmak, Yeşilırmak ve Çoruh nehirleri bu havzayı beslemektedir. Karadeniz'in çevresindeki dağların kıyıya paralel uzanması sebebiyle kıyı şeridi fazla girintili çıkıntılı değildir.
Ekolojik Yapı ve Doğal Yaşam
Karadeniz, barındırdığı organik maddelerin bakteriler tarafından ayrıştırılması sırasında sudaki çözünmüş oksijen yerine sülfür iyonlarının kullanılması nedeniyle dünyanın en büyük hidrojen sülfür (H2S) rezervine sahiptir. Bu zehirli gaz derin sularda oksijensiz bir ortam yaratmaktadır. Evsel ve endüstriyel kirlenme, aşırı avlanma ve 1980'lerde bölgeye ulaşan taraklı deniz anası (Mnemiopsis leiydi) gibi istilacı türler sebebiyle denizdeki biyolojik çeşitlilik ciddi zarar görmüştür. Uskumru, kofana, torik ve mersin balığı gibi türlerin nesli tükenirken; palamut, lüfer ve kalkan balıklarının miktarı azalmış, hamsi ise varlığını korumayı başarmıştır.