Fırat'ın Suları Altındaki Kadim Hafıza: Hayaz Höyük
Hayaz Höyük, Adıyaman ilinin Samsat ilçesine bağlı Hayaz köyü yakınlarında yer alan, insanlık tarihinin farklı evrelerine ışık tutmuş son derece önemli bir arkeolojik yerleşmedir. Samsat ilçesinin 17 kilometre güneyinde konumlanan bu höyük, Atatürk Baraj Gölü'nün suları altında kalmıştır. Baraj gölü suları yükselmeden önce, Fırat Nehri ile onun önemli kollarından biri olan Kalburcu Çayı'nın birleştiği stratejik bir noktada bulunmaktaydı. Yapılan bilimsel araştırmalar ve radyokarbon tarihleme yöntemleri, Hayaz Höyük'teki en eski yaşam izlerinin MÖ 7.520 - 6.650 yılları arasına, yani Çanak Çömleksiz Neolitik Çağ'a kadar uzandığını göstermektedir.
Zorlu Şartlarda Yürütülen Arkeolojik Kazılar ve Keşif Süreci
Höyük ilk kez 1975 yılında Aşağı Fırat Havzası Yüzey Araştırması Projesi çalışmaları esnasında Prof. Dr. Ümit Serdaroğlu ve ekibi tarafından keşfedilmiştir. 1977 yılında ise Prof. Dr. Mehmet Celal Özdoğan başkanlığında, İstanbul Üniversitesi Prehistorya Anabilim Dalı öğretim üyelerinden oluşan bir ekip yüzey çalışması gerçekleştirmiştir. Asıl kazı çalışmaları, Hollanda Tarih ve Arkeoloji Enstitüsü'nün girişimleriyle Jacob Roodenberg başkanlığında 1979-1983 yılları arasında (1982 yılı hariç) yürütülmüştür. Kazıların yapıldığı dönemde köye ulaşan bir yol bulunmadığı için çalışmalar oldukça büyük güçlükler ve imkânsızlıklar altında tamamlanmıştır. Yapılan kazılarda en alttan en üste doğru dört ana tabaka belirlenmiştir: Bizans ve Orta Çağ, Orta Tunç Çağı - Demir Çağı, İlk Tunç Çağı ve en dipte Çanak Çömleksiz Neolitik Çağ.
Neolitik Çağ'ın Çakmak Taşı İşliği
Hayaz Höyük'ün en alt tabakası olan Çanak Çömleksiz Neolitik Çağ katmanında iki mimari evre saptanmıştır. Bu katmandaki en dikkate değer buluntu grubu, çok sayıda yontma taş artığı ve üretim aletleridir. Çakmak taşından yapılmış ok uçları, orak bıçaklar ve deliciler alanda bolca bulunurken, obsidiyen aletlere nadiren rastlanmıştır. Höyüğe sadece 3 kilometre mesafede bulunan Kalburcu Çayı yamaçlarındaki zengin doğal çakmak taşı yatakları, bu işliklerin hammadde sıkıntısı çekmediğini kanıtlamaktadır. Bu alanda herhangi bir konut veya mimari yapıya rastlanmamış olması, buranın yerleşimin hemen sınırında yer alan büyük bir taş işleme atölyesi (işlik) olarak kullanıldığını, asıl konut yerleşiminin ise günümüz köyünün altında kaldığını düşündürmektedir.
İlk Tunç Çağı Mezarları ve Antik Kurban Ritüelleri
İlk Tunç Çağı katmanlarında sürdürülen kazılar, dönemin ölü gömme gelenekleri ve inanç dünyası hakkında eşsiz bilgiler sunmuştur. Kazılarda ölülerin ana rahmindeki gibi kıvrık (hocker) vaziyette yerleştirildiği iki toprak mezar ile bir ön odalı oda mezar bulunmuştur. Toprak mezarlarda taş palet ve bakır kefen iğneleri bulunurken, toplumun seçkin kesimine ait olduğu düşünülen oda mezarda 12 iskelet ve oldukça zengin gömüt hediyeleri ele geçirilmiştir. Bu hediyeler arasında bakır ve tunç kefen iğneleri, beş adet bakır bilezik, deniz hayvanı kabuklarından kolye taşları ve 40 adet çeşitli kap-kacak yer almaktadır. Ayrıca mezar alanında bulunan koyun ve keçi kemikleri, ölü gömüldükten sonra kurban törenleri yapıldığını ortaya koymaktadır. Antik Mezopotamya inanışında yer alan keçi kurban etmenin ölüyü kötülüklerden koruduğu inancının bu bölgede de uygulandığı anlaşılmaktadır. Buradaki mezar kültürü; Lidar Höyük, Titriş Höyük, Gedikli Höyük ve Tilmen Höyük ile büyük bir kültürel benzerlik sergilemektedir.