Ege Bölgesi'nin Edremit Körfezi'ne doğru uzanan verimli bir ovası üzerinde kurulan Havran, Balıkesir ilinin tarihi ve kültürel dokusuyla dikkat çeken müstesna bir ilçesidir. Deniz seviyesinden ortalama 43 metre yükseklikte konumlanan bu tarihi yerleşim yeri, Akdeniz ve Marmara iklimlerinin geçiş özelliklerini taşıyan kendine has bir coğrafyaya sahiptir. Turizm komşu kıyı ilçelerine kıyasla daha sınırlı kalmış olsa da Havran; geleneksel höşmerimi, leblebisi, Çanakkale kahramanı Koca Seyit'i, tarihi konakları ve koruma altındaki büyük yarasa kolonisiyle adını duyurmuş, derin bir kültürel mirasa ev sahipliği yapmaktadır.
Tarih Öncesi Çağlardan Antik Döneme Uzanan Miras
Havran ve çevresinin tarihi, insanlık tarihinin en eski evrelerine kadar uzanmaktadır. İnboğazı mağarasında gerçekleştirilen kazılarda elde edilen Bakır Çağı ve Cilalı Taş Devri buluntuları, bölgedeki yerleşim izlerinin ne denli eski olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Bölgenin bilinen en eski sakinleri Lelegler ve Pelasglar olup, Troya Savaşı destanlarında adı geçen tarihi Tebai antik kenti ile antik dönemde büyük önem kazanan Aureline (altın ülkesi) kenti ilçe sınırları içerisinde yer almaktadır. Latince altın anlamına gelen "Avrum" kelimesinden türeyen Aureline isminin, zaman içinde dönüşerek ilçenin bugünkü adı olan Havran'a kaynaklık ettiği düşünülmektedir. Bir diğer tarihi rivayete göre ise 1870-1890 yılları arasında Osmanlı idaresindeki Suriye'nin Havran bölgesinde çıkan ayaklanmalar sonrasında buraya göç eden varlıklı ailelerin yerleşimi, ilçenin hem adına etki etmiş hem de gelişimini büyük ölçüde hızlandırmıştır.
Lidya'dan Türk Hakimiyetine ve Millî Mücadele Dönemine
Tarih boyunca pek çok büyük medeniyetin egemenliğine giren Havran; M.Ö. 546 yılında Lidya Devleti'nin yıkılmasıyla Perslerin, M.Ö. 334 yılında Büyük İskender'in galibiyetiyle Makedon Krallığı'nın ve ardından Bergama Krallığı ile Roma İmparatorluğu'nun idaresine geçmiştir. 1175 yılında Türkmen boylarının Edremit havalisine yerleşmesi ve Eybek Bey akınlarıyla başlayan Türk nüfuzu, 1280'de Karesi Bey'in hakimiyetiyle kesinleşmiştir. 1402 Ankara Savaşı sonrasında Timur'un torunlarından Şeyh Nurettin Mahmut komutasındaki ordunun yaptığı büyük tahribat nedeniyle uzun yıllar Osmanlı belgelerinde "Viraneli" adıyla anılan bölge, sonraki dönemlerde onarılarak güzelleştirilmiş ve "Huriler Diyarı" manasına gelen Havran adını almıştır. I. Dünya Savaşı'nın ardından gerçekleşen Yunan işgaline karşı Havranlılar, Edremit Kuvâ-yi Milliye Teşkilatı bünyesinde Ayvalık cephesinde kahramanca direnmiş ve ilçe, 8 Eylül 1922 tarihinde düşman işgalinden tamamen kurtarılmıştır.
Görülmeye Değer Yerler ve Zengin Ekonomik Yapı
Havran, geçmişten günümüze miras kalan zengin tarihi ve doğal güzellikleriyle ziyaretçilerine keşfedilmeye değer duraklar sunmaktadır. Bölgede antik Mysia, Truva, Tehebe, Lyrnessos medeniyetlerinden Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerine uzanan antik kalıntılar, Türk-İslam mimarisinin güzel örnekleri, tarihi çeşmeler ve anıt yapılar bulunmaktadır. Doğal güzellikleriyle öne çıkan Şifalı Derman Kaplıcaları, göz alıcı yeşilliğiyle Hanlar mesire alanı, Eybek kışlası ve serhat mesire yerleri mutlaka görülmesi gereken alanlar arasındadır. İlçe ekonomisinde zeytincilik en önemli paya sahip olup, Türkiye İş Bankası iştiraki olan ve dünyanın en modern ve büyük zeytin işleme tesislerinden biri kabul edilen ANT GIDA (Fora Zeytincilik) ile birlikte çok sayıda zeytinyağı ve prina fabrikası faaliyet göstermektedir. Ayrıca altın madenciliği, narenciye (mandalina) üretimi, mandıralar ve meşhur Havran leblebisi ilçenin iktisadi can damarlarını oluşturmaktadır.