Kastamonu ilinin doğusunda yer alan ve Kızılırmak'ın bir kolu olan Gökırmak vadisinde konumlanan Hanönü, tarih boyunca stratejik geçiş yolları üzerinde kurulmuş son derece önemli bir yerleşim ve konaklama bölgesidir. Deniz seviyesinden ortalama yüksekliği 462 metre, yüzölçümü ise 417 km² olan ilçe, geçmişte uzun yıllar boyunca Taşköprü ilçesine bağlı bir bucak (nahiye) iken, 30 Aralık 1988 tarihine kadar belde belediyesi olarak kalmış ve ardından ilçe statüsü kazanmıştır. Bölgenin doğusunda Sinop ilinin Boyabat ilçesi, batısında ise Taşköprü yer almaktadır.
İlçe toprakları, tarihsel süreçte pek çok büyük medeniyetin egemenlik sahası olmuştur. Hanönü'nün geçmişinde derin izler bırakan başlıca kavimler ve devletler arasında sırasıyla Gaşgarlar, Etiler, Dorlar, Paflagonyalılar, Kimmerler, Lidyalılar, Persler, Bizanslılar, Çobanoğulları, Candaroğulları ve en nihayetinde Osmanlı İmparatorluğu yer alır. Bu köklü geçmiş, bölgeyi kültürel bir kavşak noktası haline getirmiştir.
İpek Yolu'nun Asırlık Durağı ve Hanın Mimarisi
Eski İpek Yolu'nun Durağan ilçesinden geçmesiyle beraber, bu güzergahı kullanan kervanların bölgedeki en önemli dinlenme noktası Hanönü'nde yer alan Tarihi Han olmuştur. Günümüzde harabe durumunda olan bu kıymetli yapı, moloz taşından ve Horasan harcından inşa edilmiştir. Yapının boyu 20,5 metre, eni 11 metre, yüksekliği 3,5 metre iken duvar kalınlıkları ise tam olarak birer metredir. Orijinalinde 3,5 × 1,5 metre boyutlarında olan giriş yeri günümüzde tamamen kaybolmuştur. Yuvarlak kemerli kapısından içeri girildiğinde, alt kısımları kesme taş, üst kısımları enli tuğlalardan örülmüş dört adet dört köşe paye görülmektedir. Tavan yapısı tekne tonozlu olan binanın pencereleri ise harap haldedir.
Tarihçilerin ve Konsolosların Gözünden Hanönü Hanı
Bu kadim bina hakkında tarih boyunca önemli kayıtlar tutulmuştur. 1848 yılında burayı ziyaret eden araştırmacı Chankykoff, yapının eski bir kervansaray olduğunu yazmıştır. Daha öncesinde, 1810 yılında Sinop'ta Fransız konsolosu olarak görev yapan P.F. Fourcad ise binanın Bizans İmparatoru Jüstinien tarafından inşa edilmiş üç hücreli bir kilise olduğunu, daha sonra ise Türkler tarafından kervansaray olarak kullanıldığını belirtmiştir. Uzun süre atıl kalan bu tarihi miras, Kültür Bakanlığı tarafından gerçekleştirilecek restorasyon çalışmaları neticesinde kütüphane ve müze olarak hizmete açılacaktır.