İstanbul'un tarihi Ayakapı semtinde yer alan Gül Camii (veya diğer adıyla Azize Teodosya Kilisesi), Bizans İmparatorluğu döneminden günümüze ulaşan ve fetihten sonra camiye dönüştürülmüş oldukça önemli bir dini yapıdır. Eski adı ve kesin yapım tarihi tam olarak bilinmemekle birlikte, yapının 10. yüzyılın sonlarına doğru ya da 11. yüzyılda inşa edildiği tahmin edilmektedir. Bu görkemli yapı, Bizans İmparatorluğu tarafından inşa edilen en yüksek kilise olarak bilinmektedir.
Tarihsel anlatılara göre, İkonoklazm akımı döneminde Büyük Saray'ın Halki Kapısı üzerindeki İsa ikonasının indirilmesine karşı çıktığı için öldürülen Theodosia adlı kadının kutsal emanetleri bu kiliseye getirilmiş ve bu nedenle yapı Aya Theodosia adını almıştır. İstanbul'un fethinden sonra bir süre tersanenin depo alanı olarak kullanılan kilise, I. Beyazıt döneminde (1482-1512) camiye dönüştürülmeye başlanmış ve 1490 yılında cami olarak açılmıştır. Yapıya "Gül" isminin verilmesiyle ilgili olarak; fetihte kilisenin güllerle süslenmiş bulunması, içinde Gül Baba adlı bir zatın mezarının olması veya IV. Murat döneminde yapılan bir tamirat sırasında kubbe ve çevresinin güle benzemesi gibi çeşitli rivayetler anlatılmaktadır.
Mimari Yapısı ve Dış Özellikleri
Gül Camii, yüksek tonozlu bir bodrum üzerine tuğla ve taş malzemeler kullanılarak inşa edilmiştir. Yapı, kuzeygazı-güneydoğu doğrultusunda yer alan kapalı bir Yunan haçı planına sahiptir; uzunluğu 26 metre, genişliği ise 20 metredir. Binanın dış cephesinde, orta dönem Bizans mimarisinin belirgin özelliklerinden biri olan "geri çekilmiş tuğla" tekniği kullanılmıştır. Bu teknikte harç katmanlarının kalınlığı, tuğla katmanlarının kalınlığından yaklaşık üç kat daha fazladır. Orijinal narteks kısmından günümüze sadece kuzey yan duvarı ulaşmıştır. Yapının alçak dış tamburu, penceresiz merkezi kubbesi ve sivri kemerleri ise Osmanlı dönemi onarımları sırasında eklenmiştir.
İç Mekan Detayları ve Tarihi Mezarlar
Caminin iç kısmına beşik tonozla örtülü alçak bir narteksten geçilerek girilir. Kubbe, duvarlara temas etmeyen dört büyük ayak üzerinde yükselmektedir. İç mekandaki galeriler, kare sütunlar üzerine oturan üçlü kemerlerle desteklenmiştir. Doğu kubbe sütunlarının içinde küçük odalar oyulmuştur; bu odalardan güneydoğuda olanı içerisinde, Osmanlı döneminde kutsal kabul edilen Gül Baba'nın mezarını barındırır. Mezarı barındıran bu odanın girişinde Osmanlı Türkçesi ile "Havarinin mezarı, İsa'nın öğrencisi. Huzur onunla olsun" ifadesi yer almaktadır. Ayrıca orta apsis ile sağ yan nef arasındaki payede de içinde mezar bulunan bir hücre yer almaktadır. Bina, 18. yüzyılda sıvanıp dekore edilmiş olup, Eski İmaret ve Vefa Kilise Camileri ile birlikte İstanbul'un en önemli haç planlı kilise camilerinden biridir.