Karabük'ün Tarihi ve Doğal Mirası: Eflani
Karabük il merkezine 47 kilometre uzaklıkta, deniz seviyesinden ortalama 909 metre yükseklikte konumlanan Eflani, köklü tarihi ve göz alıcı doğal zenginlikleri ile Karadeniz Bölgesi'nin keşfedilmeyi bekleyen müstesna köşelerinden biridir. Yüksek dağlar ve vadiler arasında, 674 kilometrekarelik bir yüzölçümüne yayılan bu benzersiz ilçe; kaya mezarları, tarihi su yolları, türbeler, camiler, koruma altındaki tarihi evleri ve yeşilin her tonunu barındıran ormanlarıyla ziyaretçilerine adeta bir zaman yolculuğu sunmaktadır.
Bitinye'den Candaroğulları Beyliği'ne Uzanan Köklü Tarih
Eflani'nin bilinen tarihi, Bitinya Krallığı dönemine kadar uzanmaktadır. Bitinya Kralı II. Nikomedes'in, saraydaki iktidar kavgalarını önlemek amacıyla Paflagonya bölgesine oğlu Pylaimenes'i özerk kral olarak atamasının ardından, MÖ 1. yüzyılda Roma ile Bitinya arasındaki savaşlar sırasında Bitinyalıların burada savunma amaçlı bir kale kurdukları bilinmektedir. 1084 yılında Kastamonu ve Sinop bölgelerini hakimiyeti altına alan Kara Tigin Bey (Emir Karatekin) tarafından fethedilen bölge, bir süre sonra yeniden Bizans yönetimine geçmiş ve nihayet 1213 yılında kesin olarak Türk hakimiyetine katılmıştır.
Bölgedeki karışıklıkları sonlandırmak üzere görevlendirilen komutanın karşı safa geçmesi üzerine Anadolu Selçuklu Sultanı Mesut, bölgeyi Kastamonu komutanlarından Şemsettin Yaman Candar'a vermiştir. 1292 yılında Kastamonu Kalesi'nin kendisine teslim edilmemesi üzerine Şemsettin Yaman Candar Eflani'deki kaleye yerleşmiş ve Eflani, 1309 yılında Candaroğulları Beyliği'nin ilk merkezi (başkenti) konumuna gelmiştir. Beyliğin merkezinin daha sonra Kastamonu'ya taşınmasının ardından, Kötürüm Beyazıt'ın oğlu 11. Süleyman Bey, Osmanlı Sultanı I. Murat'ın yardımıyla yönetime gelmiş ve bu yardıma karşılık Eflani Kalesi ve çevresini Osmanlı'ya hediye etmiştir. Fatih Sultan Mehmet de Ceneviz meselesini çözmek üzere 1459 yılında çıktığı Amasra seferinde birliklerini Eflani'de toplamıştır. Kastamonu'nun sancak olarak Anadolu Beylerbeyliği'ne katılmasıyla askeri ve stratejik önemini kaybederek "Pazar" adıyla anılmaya başlanmıştır.
Doğanın Kucağında Bir Cennet: Ulu Yayla ve Göletler
Eflani, tarihi dokusunun yanı sıra olağanüstü doğal güzellikleriyle de öne çıkmaktadır. Karabük, Kastamonu ve Bartın illeri ile ortak sınırlara sahip olan ve Türkiye'nin en uzun yaylası unvanını taşıyan Ulu Yayla, ilçenin en önemli doğal cazibe merkezidir. Her yıl düzenlenen geleneksel Ulu Yayla Şenlikleri; Sinsin Ekibi gösterileri, davul, zurna, keman ve köçek eşliğindeki coşkulu Mehter gösterileri ve çeşitli eğlencelerle bölge kültürünü yaşatmaktadır. Bunun yanı sıra Eflani; Ortakçılar (Bostancı), Bostancılar ve Esencik (Kulüp Köyü) adlarında üç adet büyüleyici gölete ev sahipliği yapmaktadır. Zengin bitki örtüsü ve orman alanlarıyla çevrili bu göletler ile her yıl aralık ayının ikinci haftasında düzenlenen geleneksel Hindi Festivali, ilçenin turistik değerini taçlandırmaktadır.
Görülmeye Değer Tarihi Yapılar ve Arkeolojik Zenginlikler
İlçenin dört bir yanında geçmişin izlerini taşıyan çok sayıda anıtsal yapı ve sit alanı bulunmaktadır. Geleneksel mimari özelliklerini koruyan Taşhan, Evliyahanı, Refikdayıoğulları Oteli ve tarihi Tabaklar Köprüsü Eflani'nin en önemli taşınmaz kültür varlıkları arasındadır. Ayrıca Gelicek ve Karacapınar köylerinde yer alan tarihi evlerin büyük bir kısmı koruma altına alınmıştır. Bölgede yapılan araştırmalar; geçmiş medeniyetlerden günümüze ulaşan antik su yolları, manastır yıkıntıları, kaya mezarları, tümülüsler, höyükler ve gizemli mağaralar gibi zengin arkeolojik kalıntıları gözler önüne sermektedir.