İstanbul'un köklü tarihi miraslarından biri olan Balaban Tekkesi Mescidi, tarihi kaynaklarda İsfendiyar Tekkesi Mescidi veya Yağcızade Tekkesi adlarıyla da anılmaktadır. Üsküdar ilçesinin Mimar Sinan Mahallesi sınırları içerisinde yer alan bu kıymetli yapı, Osmanlı döneminden günümüze ulaşan özgün inanç ve kültür duraklarından biridir. Hem bir mescit hem de bir tekke olarak tasarlanan mimarisiyle öne çıkan ibadethane, bölgenin manevi kimliğinin en önemli nişanelerindendir.
Tarihçesi ve İnşa Süreci
Yapı, "İsfendiyar" namıyla da şöhret bulan Balaban Ahmet Baba tarafından yaptırılmıştır. İnşaatına 1634 yılında başlanan mescit, bir yıllık titiz bir çalışmanın ardından 1635 yılında ibadete ve ziyarete açılmıştır. Kuruluş döneminde bir mescit-tekke planı taşıyan bu tarihi mekan, süreç içerisinde Cerrahi Tekkesi olarak da hizmet vermiştir. Yapının hemen yanına zamanla bir hazire eklenmiş olup, mescidin banisi olan Balaban Ahmet Efendi de 1637 yılındaki vefatının ardından bu hazireye defnedilmiştir.
Geçirdiği Onarımlar ve Modern Dönem
Yüzyıllar boyunca hizmet veren mescit, zamanın etkisiyle harap bir hale gelmiş; nihayet 1909 yılında Şeyh Âşir Efendi ile eşi Ayşe Sıdıka Hanım'ın girişimleriyle kapsamlı bir onarımdan geçirilmiştir. Ancak ilerleyen dönemlerde tamamen yıkılma tehlikesiyle karşı karşıya kalmış ve nihayetinde yıkılmıştır. Kültürel mirasın korunması adına 2008 yılında aslına uygun şekilde yeniden inşa edilen mescit, meydanda açık bir konumda kalmıştır. Ayrıca mescidin yer aldığı bölge, 2008 yılındaki yeni düzenlemelere kadar Gülfem Hatun Mahallesi adıyla anılmaktaydı.
Konumu ve Görülmeye Değer Yanları
Osmanlı mimarisinin karakteristik esintilerini yansıtan bu zarif yapı, günümüzde Üsküdar meydanına ve ünlü Yeni Valide Camii'ne son derece yakın bir konumda bulunmaktadır. Ulaşımı son derece kolay olan mescit, Üsküdar'ın tarihi atmosferini solumak isteyen yerli ve yabancı ziyaretçiler için harika bir durak noktasıdır. Hem mimari zarafeti hem de kurucusu Balaban Ahmet Baba'nın kabrinin bulunduğu haziresi ile İstanbul'un manevi coğrafyasında keşfedilmeyi bekleyen nadide bir eserdir.