Menderes'in Tarihöncesi Mirası: Bakla Tepe Höyüğü
Bakla Tepe Höyüğü, İzmir il merkezinin yaklaşık 30 kilometre güneyinde, Menderes (Cumaovası) ilçesinde yer alan son derece önemli bir tarihöncesi yerleşimdir. Tahtalı Barajı'nın inşası nedeniyle günümüzde terk edilmiş olan Bulgurca Çiftlik Köyü'nün hemen yakınındaki bu höyük, 250 metre çapında ve 20 metre yükseklikte doğal bir kayalık yükselti üzerindedir. Yıllar boyunca bakla yetiştirilen bir arazi olması nedeniyle Bulgurca Köyü'nde Bakla Tepe olarak adlandırılan bölgede gerçekleştirilen sondaj çalışmaları, tarihöncesi yerleşimin höyük sınırlarını aşarak köyün altına kadar yayıldığını göstermektedir. Birinci Dünya Savaşı döneminde tepesinde açılan askeri top mevzii ve daha sonra köylülerin ev yapımı için taş alması gibi nedenlerle tahribata uğramış olsa da, höyük 12 Kasım 1992 tarihinde 1. derece arkeolojik sit alanı olarak tescil edilmiştir.
Arkeolojik Kazılar ve Tarihsel Katmanlar
İlk kez ODTÜ öğretim üyesi Numan Tuna tarafından tespit edilen Bakla Tepe Höyüğü'nde, ilk yüzey araştırmaları ve sondaj çalışmaları 1993-1994 yıllarında İzmir Arkeoloji Müzesi tarafından gerçekleştirilmiştir. Höyükteki kurtarma kazıları ise 1995-1998 yılları arasında Tahtalı Barajı Kurtarma Kazısı Projesi kapsamında sürdürülmüştür. İzmir Arkeoloji Müzesi'nin proje başkanlığını üstlendiği çalışmalarda bilimsel sorumluluğu Liman Tepe Kazı Kurulu, maddi desteği ise Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü sağlamış, kazı başkanlığını ise Prof. Dr. Hayat Erkanal yürütmüştür. Yapılan bilimsel kazılar sonucunda höyüğün, Geç Kalkolitik Çağ'dan başlayarak Erken Tunç Çağı'nın ikinci yarısına kadar kesintisiz bir şekilde iskan edildiği belgelenmiştir. Buluntular arasında Troya I ile çağdaş Erken Tunç Çağı ve Kumtepe Ib ile çağdaş Geç Kalkolitik Çağ malzemeleri yer almaktadır.
Geç Kalkolitik Çağ Yerleşimi ve Gelişmiş Üretim
Bakla Tepe Höyüğü'ndeki Geç Kalkolitik yerleşimi, yaklaşık 300 metre çapında, sursuz ve açık bir yerleşmedir. En az dört farklı evre boyunca iskan edilen bu dönemde konutlar, taş temeller üzerine kamış, dal ve çamur kullanılarak inşa edilmiş ve sokaklar çakıl taşlarıyla döşenmiştir. Tarımcı bir topluluğa ev sahipliği yapan yerleşimde, taban altından hava akımı sağlayan ızgaralı yapılar ile 1,3 metre çapında dairesel planlı, tabanı taş döşeli alanların tahıl depolamak amacıyla kullanıldığı anlaşılmıştır. Bu tarım toplumu aynı zamanda gelişmiş bir maden ve dokuma endüstrisi barındırmaktadır. Kazılarda ele geçirilen cüruf ve potalar, oksitli bakır cevherinin pota içinde odun kömürü yardımıyla ergitildiğini kesin olarak ortaya koymuştur. Bu gelişmiş maden işleme tekniği, Liman Tepe Höyüğü'ndeki uygulamalarla benzerlik taşır. Dokuma endüstrisinin varlığı ise bulunan ağırşaklar (tezgâh ağırlıkları) ile kanıtlanmıştır. Dönemin ölü gömme adetlerine dair en ilginç buluntu ise, evlerin tabanları altına iri küpler (pithos) içerisinde anne karnındaki gibi (hacker) yerleştirilen bebek mezarlarıdır.
Erken Tunç Çağı ve Geç Tunç Çağı'na Ait Mezarlar
Erken Tunç Çağı'na geçildiğinde yerleşimin çehresi değişmiş; höyüğün etrafı surlarla çevrilerek hendekler kazılmış ve kerpiç duvarlı, ortak çatılı dikdörtgen yapılar inşa edilmeye başlanmıştır. Bu dönemin mezarları yerleşimin dışında yer almakta olup; levha taş mezarlar, pithos mezarlar ve toprak mezarlar olmak üzere üç tiptir. Ölüler hacker pozisyonunda; bronz kısa hançer, ok uçları ve gümüş süs eşyaları gibi zengin gömüt hediyeleriyle gömülmüştür. Erken Tunç Çağı II sonlarında bölgenin daha düzensiz bir şekilde yeniden iskan edildiği görülmektedir. Baraj gölünün dolmaya başlaması ve köyün boşaltılması öncesinde Bulgurca köyünde yapılan kazılarda, 700 metrekarelik geniş bir pithos mezarlık alanı saptanmıştır. Bazı pithosların içine çoklu gömü yapıldığı ve bir küpte 6 kafatası bulunduğu görülmüştür. Ayrıca Erken Tunç katmanında yer alan ancak Geç Tunç Çağı'na tarihlenen Miken anıtsal mezar odası büyük bir keşiftir. Çakıl döşeli bu mezarda yerel seramiklerin yanı sıra ithal boyalı Miken seramikleri, fildişi, altın, taş ve kemik buluntular ortaya çıkarılmıştır. En az 12 kişinin gömüldüğü ve 950 °C üstünde bir ısıda ölülerin yakılarak küplere konulduğu bu mezarda bulunan kaplumbağa kemikleri, bölgede bir "kaplumbağa kültü" geliştirildiğini ve mezar ritüellerinde hayvanların da yakıldığını göstermektedir.
Bölgesel Ticaret ve Obsidiyen Atölyesi
Bakla Tepe Höyüğü, Cumaovası'na hakim stratejik konumu ile ticaret rotalarının merkezinde yer almıştır. Tahtalı Deresi ve Çile Deresi vadileriyle Gümüldür Ovası'na, oradan Kolophon ve Klaros gibi antik yerleşimlere açılan bölge; kuzeyde İzmir Körfezi, güneydoğuda ise Küçük Menderes Vadisi ile bağlantılıdır. Höyükte çok miktarda bulunan ve ham maddesi Ege'deki Melos Adası'ndan getirilen obsidiyen (volkan camı), buranın Erken Tunç Çağı I evresinde gelişmiş bir obsidiyen işleme atölyesi barındırdığını kanıtlar. Orta Anadolu'dan Suriye'ye kadar uzanan geniş bir coğrafyaya özgü kap tiplerinin burada bulunması, İzmir'in tarihöncesi dönemlerde Anadolu ile Ege kültür bölgeleri arasında son derece hayati bir geçiş hattı ve ticaret merkezi olduğunu belgelemektedir.