Arvalya Höyük
Arvalya Höyük, İzmir ilinin Selçuk ilçesinde, antik Efes kentinin güneybatısında ve Selçuk - Kuşadası kara yolunun hemen kenarında yer alan tarihi bir yerleşim alanıdır. Gülhanım ya da Gül Hanım olarak bilinen bir tarlanın güney kesiminde bulunması sebebiyle bazı kaynaklarda bu adla da anılmaktadır. Selçuk ilçe merkezine yaklaşık 4 kilometre mesafede konumlanan höyük, eski adı Kenchios olan Arvalya Çağı kenarında, Küçük Menderes Deltası'na açılan bir vadide yer almaktadır. Yapılan araştırmalar, yerleşimin aktif olarak iskan edildiği dönemlerde Ege Denizi kıyısında yer aldığını göstermektedir.
Arkeolojik Araştırmalar ve Tarihlendirme
Höyük, Efes Müzesi tarafından bölgede yürütülen yüzey araştırmaları sırasında 1995 yılında saptanmıştır. Arvalya Höyük'ün, Neolitik Çağ'dan başlayarak Milattan Önce (MÖ) 2. binyıla kadar iskan gördüğü belirtilmektedir. Yerleşimin deniz kıyısında bulunmasının da etkisiyle, burada yaşamış olan topluluğun avcı-toplayıcı ve tarımcı bir yaşam sürdüğü tahmin edilmektedir. Bölge, 6 Şubat 2002 tarihinde 10411 tescil numarası ile 1. derece sit alanı olarak tescil edilerek koruma altına alınmıştır.
Önemli Arkeolojik Buluntular
Bölgede gerçekleştirilen yüzey araştırmalarında çok sayıda çakmak taşı, obsidiyen alet ve açkılı yassı taş baltalar ele geçirilmiştir. Ayrıca el yapımı, kaba hamurlu ve askı delikli çanak çömlek parçaları bulunmuş olup; bu buluntular bölgenin doğu-kuzeydoğusundaki Çukuriçi Höyüğü buluntuları ile büyük benzerlik taşımaktadır. Ele geçen çanak çömleklerin ağırlıklı kısmını Erken Tunç Çağı'na ait el yapımı, kırmızı ya da siyah açkılı mallar oluşturmaktadır. Bunun yanı sıra, klasik çağlarla ilişkilendirilen az sayıda yüzey buluntusuna da rastlanmıştır.
Mimari Yapı ve Tahribat Durumu
Toprak alınması sonucu oluşan kesitte, bölgenin tipik Erken Tunç Çağı mimari özelliklerini yansıtan, dere taşları ve bol miktarda kerpiç kullanılarak inşa edilmiş dairesel yapılar gözlenmiştir. Ne yazık ki Arvalya Höyük, uzun yıllar boyunca gerçekleştirilen tarımsal faaliyetler nedeniyle aşırı derecede tahrip olmuş ve alçak, yayvan bir tepe görünümüne bürünmüştür. Kara yolunun hemen kenarında bulunmasına rağmen oldukça geç bir tarihte tespit edilebilmiş olması da bu yüksek tahribatın bir sonucu olarak değerlendirilmektedir.