Tuncay Güney, 25 Ağustos 1972’de Çorum’un Kargı ilçesine bağlı Gölet köyünde dünyaya geldi. Bir yaşına varmadan ailesiyle birlikte İstanbul’a taşındı ve şiıhrin Gültepe semtindeki Harmantepe mahallesinde büyümeye başladı. Babası Ali Güney Beşiktaş’taki Tatbiki Güzel Sanatlar Okulu’nda teknisyen, annesi Ayşe Güney ise ev hanımıydı. Üç kardeşin sonuncusu olarak yetişen Tuncay Güney’in hayatı, geniş zamanlar boyunca süren yön değiştirmeler ve tartışmalı iddialarla dopdolu bir seyir izledi.
Gençlik Yılları ve Gazetecilik Başlangıcı
1984’te Ayazağa’daki yatılı bir Kuran kursuna kaydedilen Güney, aynı dönemde Ayazağa Ortaokulu’na da devam etti. On üç yaşındayken babasını yitirdi. 1988’de Pertevniyal Lisesi’nde öğrenciyken matematik öğretmeni onu Sabah gazetesinden gazeteci Tevfik Yener’e yönlendirdi. Ofisboy olarak baskı dünyasına adım atan Güney, kısa sürede Sabah’ın eklerinde görev yapmaya başladı. Yener’in Amerika’ya gidişleri ve dönüşleri arasındaki belirsiz dönemlerde önce Milliyet için hazırlanan bir magazin dergisinde grafikerlik üstlendi, sonra yeniden işsiz kaldı.
1991’de Samanyolu Televizyonu’nda (STV) Gündeme Dakileri programını yaparak ekran deneyimi kazandı. 1994’te aynı kanalda altı ay boyunca Doruktakiler adlı yapımı hazırladı; programa çok sayıda ünlü konuk katıldı. STV sonrası Tercüman gazetesi ve HBB televizyonunda çalıştı, ardından Akşam gazetesine geçti. Bu süreçte gazeteci kimliğiyle Mesúd Barzani, Celal Talabani, Hizbullah lideri Fadlallah ve Hasan Nasrallah gibi bölgesel liderlerle yüz yüze röportajlar gerçekleştirdi. Susurluk Skandalı’nın yankılandığı o dönemde Abdullah Çatlı ve İbrahim Şahin’in bir düğünde çekilen fotoğrafını Kanal D’ye satması ise ismini kamuoyunda geniş bir çevreye duyurdu. 1996’da Akşam’dan ayrıldı. 5 Mayıs 1997’de askere alınan Güney, Kars Ardahan 9. Tabur’dan dört ay sonra GATA’dan aldığı psikiyatri raporu gerekçesiyle askerlikten muaf tutuldu. 1998’in başından itibaren haftalık Yeni Strateji dergisinin haber koordinatörlüğünü üstlendi.
MİT Bağlantıları ve Ergenekon Davası
Güney’in kamuoyunun gözünde gerçek anlamıyla tartışmalı bir figüre dönüşmesi, devletin istihbarat yapılanmasıyla iddia edilen ilişkisi nedeniyle oldu. İddialarına göre 1990’lı yıllarda MİT İstanbul Bölge Başkanı Galip Tuğcu tarafından önce Gerici Faaliyetler Şubesi’ne, ardından İran Masası’na bağlı çalıştırıldı. Ortadoğu liderlerine yapılan ziyaretler bu dönemde gerçekleştiği öne sürülen örtülü görevlerin bir parçası olarak yorumlandı. 1992’de Güney’in görevinin JİTEM ve Ergenekon yapılanmalarına sızma yönünde değiştirildiği ve bu tarihte Veli Küçük ile tanıştığı ileri sürüldü. Susurluk ve 28 Şubat süreçlerinde edindiği bilgileri MİT’in İstanbul Dolmabahçe Sarayı Harem Dairesi’ne taşıdığı de iddianameler arasında yer aldı.
2 Mart 2001’de İstanbul’da çalıntı bir aracı satmaya çalışırken gözaltına alındı. Evindeki aramalarda Ergenekon davasının temelini oluşturacak 6 çuval belge ele geçirildi; örgütin organizasyon şeması da bu belgeler arasındaydı. Emniyette kamera önünde verdiği ifadelerde başta Veli Küçük olmak üzere pek çok asker, siyasetçi ve bürokratı Ergenekon üyeliğiyle suçlayan Güney, bu açıklamalarını çeşitli televizyon programlarında yineledi. Kendisi ise dava boyunca İPEK kod adlı bir MİT elemanı olduğu yönünde güçlü iddialarla hedef alındı. 27 Ocak 2003’te hakkında gıyabi tutuklama kararı çıkarıldı; bu karar 2009’da zaman aşımı gerekçesiyle kalktı. Güney, Ergenekon soruşturmasının “firari şüphelisi” sıfatını taşıdı.
Kanada Yılları ve Kişisel Yaşam
2001’de ABD’ye geçen Güney, ilk dönemde bir benzin istasyonunda çalıştı. 2004’te Hıristiyanlığa geçti. Ardından Kanada’ya yerleşerek Kanada vatandaşlığı aldı. Bugün Toronto’da yaşayan Güney, Beth Israil Center adlı bir Yahudi okulunda Tevrat dersleri veriyor; kendisini Yahudi olarak tanımlıyor. New York Institute adlı bir web sitesinin genel yayın yönetmeni sıfatını taşıyan Güney’in iki evliliği oldu: 28 Eylül 1993’te Nuray Güney ile evlendi ve bir yıl sonra boşandı; askerlik döneminin ardından 1997’de Rabia Taşdemir ile ikinci evliliğini yaptı, bu birliktelik de iki yıl sürdü. Hakkındaki ”CİA ajanı”, “MOSSAD ajanı” ve “JİTEMçi” gibi nitelendirmelerle Türkiye’nin siyasi gündeminde derin izler bırakan Tuncay Güney, bugün hâlâ tartışmalı bir figure olma özelliğini koruyor.
