Ruhi Su, halk müziğinin efsanevi bir sesidir. Öncü bass-bariton ve saz sanatçısı, 1912 yılında Van'da dünyaya gözlerini açmıştır. Kendisi 20 Eylül 1985 tarihinde İstanbul'da yaşama veda edene dek, hem batı operasının seçkin eserlerinde rol almış hem de halk deyişlerini aydın kitlelerle buluşturmuştur. Siyasi görüşleri yüzünden ağır bedeller ödemiş, hapis yatmış ve radyodaki işini kaybetmiştir. Tüm zorluklara rağmen derlemeleri ve korolarıyla kültür tarihinde büyük iz bırakmıştır.
Yetimhaneden Konservatuvar Sahnesine
Sanatçı, anne ve babasının kim olduğunu ömrü boyunca hiçbir zaman öğrenemeden büyümüştür. Onun oğlu Ilgın Ruhi Su, babasının geçmişi hakkında bazı değerlendirmelerde bulunmuştur. Sanatçının yetimhane kökeninden ötürü Ermeni asıllı olma ihtimalinin bulunduğunu belirtmiştir. Onun çocukluğu önce yoksul bir koruyucu ailenin yanında evlatlık olarak geçmiştir. Daha sonra ise Adana Öksüzler Yurdu (Darül Eytam) bünyesinde yatılı olarak eğitim görmüştür. İstanbul'da bulunan askeri okullarda kısa süre eğitim aldıktan sonra tümüyle müziğe yönelmiştir. Adana Öğretmen Okulu'nda okuduğu sırada Ankara Musiki Muallim Mektebi sınavlarını kazanmıştır. Aynı yıllarda evlendiği ebe Münire Sevim ile yolları altı yıl sonra ayrılmıştır. Çiftin bu evlilikten 1934 yılında Balıkesir'de Güngör adını verdikleri oğulları doğmuştur. Konservatuvarın şan bölümünü 1942'de bitirerek Hasanoğlan Köy Enstitüsü'nde öğretmenlik yapmıştır. Cumhurbaşkanlığı Orkestrası'na seçilmesinin ardından konservatuvarın opera bölümünde de dersler almıştır. Devlet Operası sanatçısı sıfatıyla çok sayıda dünyaca ünlü klasik yapıtta roller üstlenmiştir. Bu alanda, klasik batı eserlerini Türkçe seslendirerek önemli sahne tecrübeleri kazanmıştır. Sanatçının bu çalışmaları, yerli opera geleneğinin temellerini güçlendirmiştir.
Bu temsillerden bazıları şunlardır:
- Bastien Bastienne ve Madame Butterfly
- Figaro'nun Düğünü ile Fidelio
- Rigoletto, Tosca ve Konsolos
Türkülerin Peşinde Bir Ömür ve Siyasi Baskılar
Aldığı klasik batı müziği eğitimi, onun halk türkülerine yaklaşımının kuramsal temelini oluşturmuştur. Ankara Radyosu'nda iki haftada bir türkü programları yapmış ve üniversitede büyük koro kurmuştur. Sosyalist dünya görüşü sebebiyle 1952 ile 1957 yıl-ları arasında cezaevine gönderilmiştir. Sanasaryan Han hücresindeyken Sıdıka Umut için meşhur Mahsus Mahal türküsünü bestelemiştir. Daha sonra bu isimle evlenmiştir. Tahliye edilmesinin ardından İstanbul Taksim Belediye Gazinosu bünyesinde sahneye çıkmaya başlayan sanatçı, diğer taraftan halk ezgilerini kendi imkanlarıyla derleyip arşivlemek için yoğun çaba göstermiştir. Buradaki radyo programlarında, basbariton sesiyle çok sayıda özgün türkü yorumlayarak dinleyiciye sunmuştur. Radyo programında okuduğu toplumsal içerikli bir türkü gerekçe gösterilerek işine son verilmiştir. Söz konusu türkü nedeniyle, halkı sınıflara ayırdığı yönünde iddialar ortaya atılmıştır. Aleyhinde büyük kampanyalar düzenlenmiştir. Buna karşın Anadolu türkülerini kendi imkanlarıyla derleyip yeniden seslendirmeyi kararlılıkla sürdürmüştür. Kurduğu Dostlar Korosu ve çıkardığı albümlerle halk müziğini aydınlara sevdiren kişi olmuştur.
Zorlu Tedavi Süreci ve Vedası
Yoğun siyasi girişimler sonucu 1977 yılında nihayet pasaport alarak Avrupa'da konserler vermiştir. Prostat kanseri hastalığına yakalandığında yurt dışı tedavi amaçlı pasaport başvurusu engellenmiştir. Tedavi vizesinin gecikmesi üzerine Alman sanatçılar duruma tepki göstermişlerdir. Heinrich Böll ve Günter Grass gibi yazarlar bakanlığa ortak bir mektup göndermişlerdir. Yabancı aydınların mektupları ve baskıları sonucunda sadece bir sefere mahsus olmak üzere çıkış izni verilse de tedavi için artık çok geç kalınmıştır. Usta müzisyen 20 Eylül 1985'te vefat etmiştir. Onun cenazesi, askeri darbe sonrasının ilk büyük kitlesel protesto yürüyüşüne sahne olmuştur. Törende yüzlerce kişi gözaltına alınmıştır. Emniyette on beş gün süren gözaltı süreci yaşanmıştır. Sanatçının kabri 2009'da saldırıya uğramıştır. Kimliği belirsiz kişilerce gerçekleştirilen bu eylem mezara zarar vermiştir. Ancak Pir Sultan deyişlerini ve Nazım Hikmet şiirlerini yorumlayan sesi hâlâ yaşamaktadır.
