Mehmet Ruhi Su, 1912 yılında Van'da dünyaya geldi. Türk halk müzığini bas bariton sesiyle yorumlayan sanatçı; Zülfü Livaneli, Rahmi Saltuk ve Sümeyra Çakır gibi isimleri derinden etkileyen bir besteci ve şairdir. Küçük yaşta anne ve babasını yitiren müzisyen, çocukluğunu zor koşullarda geçirdi. Adana'daki Öksüzler Yurdu bünyesinde keman çalarak müzikal serüvenine ilk adımı atan genç yetenek, zorlu eğitim basamaklarını tırmanıp Ankara Devlet Konservatuarı'ndan başarıyla mezun olarak opera sahnelerine kadar yükselmiştir. Sanatçı, toplumsal duruşu ve özgün tarzıyla aydınlara türküleri sevdiren isim olarak tarihe geçti. Kemik iliği kanserine yenik düşen Ruhi Su, 20 Eylül 1985 tarihinde 73 yaşında vefat etti.
Yetimhaneden Opera Sahnesine Uzanan Eğitim Yılları
Mehmet Ruhi Su'nun çocukluk yılları, savaşın gölgesinde büyük acılarla başladı. Birinci Dünya Savaşı esnasında önce babasını, kısa bir süre sonra ise annesini kaybetti. On yaşına gelene dek yoksul bir ailenin yanında barınan küçük Mehmet, daha sonra Adana'daki Öksüzler Yurdu'na yatılı olarak kabul edildi. Müzikle ilk tanışması da bu dönemde gerçekleşti. Okulun müzik öğretmeni Mehmet Tahir'in girişimiyle okula keman alınması, ilkokul dördüncü sınıftaki küçük Mehmet'in müzikal geleceğini şekillendirdi. 1925 senesinde İstanbul'daki askeri okula gönderilen genç müzisyen, bu okulda eğitim görürken adına "Ruhi" ibaresini ekledi. Askerliğe elverişli olmadığı gerekçesiyle askeri liseden ayrıldı ve Adana Öksüzler Yurdu'na geri döndü. Buradan Öğretmen Okulu'na geçiş yapan sanatçı, ebe-hemşire olarak çalışan bir hanımla evlendi. Çiftin bu evlilikten Güngör adında bir oğulları dünyaya geldi.
Keman çalmadaki başarısıyla Ankara Musiki Muallim Mektebi sınavlarını kazanarak son sınıfın bir altından eğitime kabul edildi. 1934 yılında soyadı kanununun çıkmasıyla "Su" soyadını alan sanatçı, böylece Mehmet Ruhi Su ismini tamamlamış oldu. 1935 ve 1936 yıllarında Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası'nda görev aldı. Musiki Muallim Mektebi'ni 1936'da bitirdikten sonra kemanı bırakıp şan eğitimine yöneldi. Ankara Devlet Konservatuarı Şan Bölümü'ne giren sanatçı, opera yüksek bölümünü 1942 yılında başarıyla tamamladı. Mezuniyet yıllarında Ankara Cebeci İkinci Ortaokulu ve Hasanoğlan Köy Enstitüsü bünyesinde müzik öğretmenliği yaptı. 1942'de Ankara Devlet Operası kadrosuna dahil olan sanatçı; Maskeli Balo, Figaro'nun Düğünü, Madam Butterfly, Tosca, Satılmış Nişanlı, Bastien-Bastienne ve Fidelio gibi seçkin operalarda bas bariton sesiyle sahne aldı. Bu yoğun çalışma döneminde ilk evliliği geçimsizlik sebebiyle sona erdi.
Türküulerin Peşinde Bir Ömür ve Siyasi Baskılar
Devlet Operası'nda aktif görev aldığı o parlak yıllarda Türk halk müzığinin zengin dünyasına da derin bir ilgi duymaya başlayan sanatçı, 1943 ve 1945 yılları arasında Ankara Radyosu mikserlerinden geniş yığınlara türküler seslendirdi. 1944 yılında Ankara Halkevi bünyesinde başlattığı türkü resitalleri dizisini, ömrünün son yıllarına kadar kesintisiz sürdürdü. Ancak sosialist dünya görüşü ve Türkiye Komünist Partisi üyeliği gerekçe gösterilerek 12 Kasım 1952 tarihinde tutuklandı. Bu sebeple çok sevdiği operadan ayrılmak mecburiyetinde kaldı. Cezaevinde geçirdiği beş yıllık sürenin ardından, yirmi ay boyunca da Konya'nın Çumra ilçesinde emniyet gözetiminde tutuldu. Hapishane yıllarında söylediği "Mahsusmahal" adlı türküsüyle ün kazandı.
1952 yılında cezaevindeyken Sıdıka Su ile evlendi ve bu evlilikten 1959 yılında Ilgın Ruhi Su adında bir oğlu oldu. Zorunlu sessizlik döneminin ve cezalarının bitiminde, ünlü yönetmen Atıf Yılmaz'ın da desteği sayesinde Karacaoğlan, Barbaros ve Lale Devri gibi sinema filmlerinde türküler söyleyerek sanat dünyasına güçlü bir geri dönüş yaptı. 1960 yılında İstanbul Taksim Belediye Gazinosu'nda sahne almaya başladı. Radyoda "Basbariton Ruhi Su Türküler Söylüyor" başlığıyla hazırladığı radyo programlarıyla dinleyicisine ulaştı. Türk halk edebiyatının seçkin şiirlerini besteleyerek halk müzığinin modernleşmesinde köprü vazifesi gördü.
Dostlar Korosu ve Son Yılları
Ruhi Su, halk ezgilerinin daha geniş kitlelere ulaşması amacıyla 1975 yılında Dostlar Korosu'nu hayata geçirdi. 1978 yılından itibaren çıkardığı kasetlerle halk müzığinin Türkiye'de yaygınlaşmasında öncü bir rol oynadı. Yurt dışında da aktif olan sanatçı; Almanya, Hollanda, İsveş ve Bulgaristan'da düzenlenen uluslararası festivallere katılarak konserler verdi. Yaşamı boyunca 16 adet 45'lik plak ve 12 uzunçalar albüme imza attı. Son dinletisini 6 Şubat 1983 tarihinde düzenlenen Abdi İpekçi Dostluk ve Barış Haftası etkinliğinde gerçekleştirdi.
1978 yılında romatizma şikayetiyle başvurduğu hastanede kemik iliği kanseri teşhisi aldı. Askeri yönetim döneminde uzun süre tedavi amaçlı yurt dışına çıkışına izin verilmeyen sanatçıya, son döneminde yalnızca tek seferlik bir pasaport sağlandı. Almanya'da gördüğü tedavinin olumsuz sonuçlanması üzerine Türkiye'ye geri döndü. Kendi dizelerinin yanı sıra Nazım Hikmet ve geleneksel halk ozanlarının eserlerini besteleyen sanatçının tüm şiir, yazı ve konuşmaları 1985'te "Ezgili Yürek" kitabında derlendi. Büyük usta, yarım bıraktığı "Dadaloğlu" uzunçaları üzerinde çalışırken, 20 Eylül 1985'te kanser sebebiyle 73 yaşında yaşama gözlerini yumdu. Ardından 1988 yılında "Ruhi Su'ya Saygı" adlı anma kitabı yayımlanarak mirası ölümsüzleştirildi.
Öne Çıkan Eserleri
- Seferberlik Türküleri
- Kuvayi Milliye Destanı
- Yunus Emre
- Karacaoğlan
- Pir Sultan Abdal
- şiirler Türküler
- Köroğlu
- El Kapıları
- Sabahın Sahibi Var
- Semahlar
