Modern Türk tiyatrosunun öncü isimlerinden Musahipzade Celal, II. Meşrutiyet'ten Cumhuriyet dönemine uzanan geniş bir zaman diliminde Osmanlı gündelik yaşamını hicivli bir dille sahneye aktarmış benzersiz bir oyun yazarıdır. 31 Ağustos 1868 tarihinde İstanbul'un Cihangir semtinde dünyaya gelen sanatçı, Osmanlı idari sistemindeki aksaklıkları ve toplumsal yozlaşmayı mizahi bir yaklaşımla ele alarak yerli tiyatronun gelişimine yön vermiştir. Geleneksel Türk tiyatrosu ögelerini batılı sahne teknikleriyle sentezleyen yazar, kaleme aldığı yirmiden fazla eserle dönemin kültürel dönüşümüne öncülük etmiştir. Yaşamı boyunca sadece sahne sanatlarına odaklanarak tiyatronun bağımsız bir edebi tür olarak kabul görmesinde önemli rol oynamıştır.
Memuriyetten Tiyatro Sahnesine Uzanan Yolculuk
Sanatçının asıl adı Mahmut Celaleddin'dir. Babası Gazhane Başkâtibi Ali Bey, annesi Fıtnat Ecibe Hanım'dır. Dedesi İzzet Şakir Ağa ise sarayda musahiplik yapmış bir bestekârdır. Yazar, soyadını dedesinin bu unvanından esinlenerek almıştır. İlk eğitimine Firuzağa Sıbyan Mektebinde başlayan yazar, ardından Feyziye Rüştiyesi ve Süleymaniye Numune-i Terakki İdadisini tamamlamıştır. Yazı hayatına adım attığı yer, 1889'da kâtip olarak çalışmaya başladığı Babıâli Tercüme Odası olmuştur. Bu sırada Hukuk Mektebine de kaydolmuş fakat buradaki eğitimini yarıda bırakmıştır. Tiyatroyla olan ilk teması da Tercüme Odası'ndaki memuriyeti esnasında gerçekleşmiştir. İş arkadaşlarıyla kendi aralarında orta oyunları düzenleyen sanatçı, bu gösterilerde zenne rollerine kadar uzanan geniş bir yelpazede roller üstlenerek önemli bir sahne deneyimi kazanmıştır. Sanatçının oyun yazarlığına ilgisi, Mardiros Mınakyan'ın yönetimindeki Osmanlı Dram Kumpanyası'nın oyunlarını izlemesiyle filizlenmiştir. Tiyatro tekniğine dair bilgilerini ise Ahmet Vefik Paşa'nın Moliere'den yaptığı çevirileri derinlemesine inceleyerek pekiştirmiştir. 1908 yılında devlet memurluğundan ayrılan yazar, tüm vaktini oyun yazmaya adamıştır. Kaleme aldığı ilk oyun olan Türk Kızı, 1910'da yayımlanmış ve iki yıl sonra Mınakyan Tiyatrosu'nda Köprülüler ismiyle sahnelenmiştir.
Cumhuriyet Dönemi ve Darülbedayi Yılları
Sanatçı, belediye yönetiminin kadılar elinde olduğu eski devirleri eleştiren İstanbul Efendisi adlı ilk müzikal oyununu 1913'te yazmıştır. Ardından toplumsal meseleleri ele alan eserler üretmeye devam etmiştir. Macun Hokkası ve emekçiler ile hazır yiyiciler arasındaki tezatlığı işleyen Yedekçi gibi oyunları büyük ilgi görmüştür. Bu dönemde yazdığı tüm eserler, Osmanlı Operet Heyeti tarafından sahnelenmiştir. Özellikle Lale Devri oyunu, İstanbul'da kadın izleyicilerin ramazan ayında gece tiyatroya gitmesine olanak tanıyarak tarihi bir ilke vesile olmuştur. Yazarlık serüveni sürerken memuriyete dönen yazar, 1917'de Üsküdar'da bandrol memurluğu yapmıştır. Görev yerinin değişmesiyle tahsil memurluğuna getirilmiş, nihayet 1923'te Üsküdar defterdarı iken emekliye ayrılmıştır. Emekliliğinin ardından bir süre Evkaf Müzesi'nde uzmanlık görevini üstlenmiştir. Asıl sanatsal atılımını ise 1927'de kütüphane görevlisi olarak girdiği Darülbedayi bünyesinde gerçekleştirmiştir. Buradaki ortam, tarihi hicivler yazması için ona zengin bir zemin hazırlamıştır. Bu çatı altında sahnelenen Fermanlı Deli Hazretleri eseriyle geniş kitlelerce tanınmıştır. Ardından Aynaroz Kadısı, Kafes Arkasında, Bir Kavuk Devrildi ve Balaban Ağa gibi önemli yapıtları izleyiciyle buluşmuştur. Yazar, Bir Kavuk Devrildi oyununda yabancı yatırımların yerli iktisadı iflasa sürüklemesini ve bilgisiz yöneticilerin halkı sömürmesini eleştirirken; Balaban Ağa'da ise dönemin yükseköğrenim gençliğinin kendi sorunlarıyla baş başa bırakılmasını yermiştir.
Türk Tiyatrosunda Bıraktığı Eşsiz Miras
Yazar, dram türünde kaleme aldığı ve beklenen ilgiyi görmeyen Selma oyununun ardından yeni eser yazmayı bırakmıştır. Toplamda 18 oyunu 1936'da toplu olarak basılmıştır. Bir yıl sonra eski bir eserini revize ederek Gülsüm adıyla yeniden yazmış, ayrıca Genç Osman oyununu ortaklaşa kaleme almıştır. Kendine has bir müzikal komedi tarzı oluşturan yazar, yapıtlarında 18. yüzyıl Osmanlı toplumunun bürokratik aksaklıklarını ve inanç sömürüsünü maharetle işlemiştir. Sanatçının popüler iki eseri olan Aynaroz Kadısı ve Bir Kavuk Devrildi, ünlü yönetmen Muhsin Ertuğrul tarafından beyaz perdeye aktarılmıştır. Ne yazık ki, Bir Kavuk Devrildi filminin kopyaları 1958 yılındaki bir yangında yok olmuştur. Yazar, anılarını ve Osmanlı dönemi İstanbul'unun günlük adetlerini topladığı Eski İstanbul Yaşayışı adlı eserini 1946'da yayımlamıştır. 1952 yılında tiyatroya adanmış kırkıncı yılı vesilesiyle kendisi için görkemli bir sanat jübilesi düzenlenmiştir. Hayatının son demlerinde görme yetisini tamamen kaybeden usta yazar, tiyatro tutkusundan vazgeçmeyerek yeni taslaklarını yakınlarına dikte ettirmiştir. Türk tiyatrosunun bu abidevi şahsiyeti, 20 Temmuz 1959'da hayata gözlerini yummuştur.
Yazarın Türk tiyatrosuna kazandırdığı ve tarihe geçen başlıca eserler şunlardır:
- İstanbul Efendisi (1913) - İlk müzikal oyunu
- Yedekçi (1919) - Sınıfsal karşıtlıkları ele alan yapıt
- Fermanlı Deli Hazretleri (1927) - Geniş kitlelerce tanınmasını sağlayan tarihi hiciv
- Aynaroz Kadısı (1928) - Sinemaya da uyarlanan meşhur komedisi
- Bir Kavuk Devrildi (1930) - Liyakatsiz yöneticileri eleştiren eseri