Lumiere Kardeşler, insanık tarihinin en büyük görsel devrimlerinden birine imza atarak sinema sanatının kurucuları olarak tarihe geçtiler. Besançon kentinde dünyaya gelen Auguste ve Louis Lumiere, babalarının Paris'te gördüğü bir aletten yola çıkarak hareketli resimleri bir perdeye yansıtan sinematograf cihazını geliştirdiler. Fotoğrafçılık alanındaki yeteneklerini teknolojiyle birleştiren kardeşler, 1895 yılında aldıkları patentle yedinci sanatın kapılarını araladılar. Lyon'da başlayan bu teknik arayış, kısa sürede tüm dünyayı kasıp kavuracak devasa bir sektörün ilk tohumlarını attı.
Sinematografın Doğuşu ve İlk Gösterim
Kardeşlerin babası Antoine Lumiere, resim ve fotoğraf alanındaki tecrübelerini oğullarının zekasıyla birleştirerek Lyon'da büyük bir fotoğraf fabrikası kurmuştu. Bu işletme günde binlerce metre fotoğraf kağıdı üretecek kapasiteye ulaşsa da kardeşlerin asıl hayali durağan kareleri hareketlendirmekti. Beklenen kıvılcım, baba Antoine'ın 1894 yılında Paris seyahatinde Thomas Edison imzalı kinetoskop cihazını görmesiyle çaktı. Louis Lumiere, tek gözle bakılan bu kutunun içindeki hareket hissini tüm salonun görebileceği bir perdeye taşımak için kolları sıvadı. Geliştirdiği özel mekanizma sayesinde saniyede 15 kareyi ışığın önünden geçirerek hareket illüzyonunu sağladı. Sessiz dönemde saniyede 16 ve 18 kareye çıkan bu hız, sesli sinemayla birlikte saniyede 24 kareye ulaşacaktı.
13 Şubat 1895 tarihinde aldıkları patentle sinematograf resmen doğmuş oldu. Paris'teki ilk tanıtım gösteriminin ardından, 28 Aralık 1895'te Salon Indian Du Grand Cafe'de tarihin ilk ücretli halka açık sinema seansı yapıldı. Bu tarihi gösteriyi sadece 25 kişi izlemişti. Salonda gösterilen kısa filmler arasında özellikle 55 saniyelik Trenin La Ciotat Garına Gelişi izleyicilerde büyük şaşkınlık yarattı. Üstlerine doğru gelen lokomotifi gören bazı konukların panikle sandalyelerin altına saklanmaya çalıştığı kulaktan kulağa yayılan efsaneler arasına girdi.
İstanbul'dan Rusya'ya Uzanan Belgesel Yolculuğu
Lumiere Kardeşler, başlangıçta bu icadın geçici bir heves olduğunu düşünüyor ve sinemanın geleceğine pek inanmıyorlardı. Bu nedenle çekimleri sadece birkaç ay sürdürmeyi planlasalar da küresel ilgi onları bambaşka bir rotaya sürükledi. 1896 yılında Osmanlı İmparatorluğu'nun başkenti İstanbul'a gelen ekip, şu filmleri kayda aldı:
- Haliç'in Panoraması
- Boğaziçi Kıyılarının Panoraması
- Türk Topçusu
- Türk Piyadesinin Geçit Töreni
İki yıl içinde binden fazla film üreten kardeşler, insanların sadece kitaplardan okuyarak hayal edebileceği uzak coğrafyaları ayaklarına getirdi. Bu görsel belgeler ayrıca tarihe ışık tutan ilk canlı dokümanlar haline geldi.
Ancak kameranın gücü, tarihteki ilk sansür olayını da beraberinde getirdi. Mayıs 1896'da Rus Çarı II. Nikolay'ın taç giyme törenini kaydederken yaşanan bir tribün çökmesini anbean görüntüleyen Lumiere kameramanlarının filmlerine polis el koydu. Böylece sinema dünyası, henüz emekleme aşamasındayken devlet kontrolü ve sansür gerçeğiyle tanışmış oldu.
Amerika Macerası ve Tıbba Uzanan Yollar
Kardeşlerin küresel yayılımı, operatör F. Mesguich öncülüğünde 1896 yılında Amerika Birleşik Devletleri'ne ulaştı. Keith's Theater sahnesinde Amerikan seyircisiyle buluşan sinematograf, salondakilerden büyük alkış alarak hayran kitlesi edindi. Ancak bu ticari başarı, Amerikan pazarındaki yerli rakipleri ve dönemin korumacı politikacılarını rahatsız etmekte gecikmedi. Sokakta kartopu oynayan çocukları izinsiz çeken operatörlerin tutuklanması ve gümrükte malzemelere el konulması gibi engeller peş peşe geldi. Yerli üreticiler de karalama kampanyaları başlatarak yerli cihazların görüntüleri titreştirmediğini iddia etti. Yaşanan bu baskılar karşısında temsilci Lafont ülkeyi terk etmek zorunda kaldı ve Amerika serüveni bir yılı doldurmadan son buldu.
Sinema dünyasından yavaş yavaş çekilen kardeşlerden Auguste Lumiere, 1914 yılından itibaren tıp alanına yöneldi. Bir hastanede radyoloji bölümünün başına geçerek tüberküloz ve kanser gibi hastalıklar üzerine çalışmalar yaptı, hatta 1928'de tıp dünyasında ses getiren bir kitap yayımladı. Mucit kardeşlerden Louis Lumiere 1948 yılında, kardeşi Auguste ise 1954 yılında hayata gözlerini yumarak arkalarında dünyayı kökten değiştiren bir miras bıraktılar.
