Ahmet İsmet Uluğ, 1 Temmuz 1901 tarihinde İstanbul sınırlarında dünyaya gözlerini açtı. Milli takımda top koşturan efsanevi bir santrhaf olmasının yanı sıra, işgal altındaki topraklarda boks eldivenleriyle destan yazmış çok yönlü bir sporcuydu. Aynı zamanda askeri tıbbiyeden mezun bir göz hekimi olup Fenerbahçe kulübünün 23. başkanıdır. Tarih sahnesindeki yerini hırslı mizacı ve vatansever duruşuyla aldı. Sarı-lacivertli camiayı 1962 ile 1966 yılları arasında yöneterek kulübe altın çağlarından birini yaşattı. 26 Ağustos 1975'te yine doğduğu şehirde hayata veda etti. Hem sahada sergilediği hırslı oyunuyla Yavuz lakabını kazanan bir futbol yıldızı hem de tıp camiasında kurucu roller üstlenen saygın bir hekim olarak ülkesine hizmet etti.
Yeşil Sahalardan Ringlere Uzanabilen Bir Spor Kariyeri
Genç yaşta meşin yuvarlağın peşinden gitmeye karar veren Uluğ, futbol serüvenine ilk olarak Galatasaray bünyesinde adım attı. Daha sonra transfer olduğu sarı-lacivertli ekipte ise asıl yeteneklerini sergileyerek adeta yeniden doğdu. Fenerbahçe forması altında dört kez şampiyonluk sevinci yaşadı. Savunmadaki tavizsiz duruşu ve rakiplerine geçit vermeyen yapısı sebebiyle taraftarlar ona "Yavuz" unvanını layık gördü. Sahaya kaptan olarak çıkan başarılı oyuncu, 11 defa da Türkiye millî futbol takımı formasıyla ülkesini temsil etme gururuna erişti. Fakat onun spor tutkusu sadece yeşil sahalarla sınırlı kalmadı. Futbol oynadığu dönemde ringlerde fırtına gibi esen ünlü isim, boksörlük yetenekleriyle de adından sıklıkla söz ettirdi. 1920 senesinde Kadıköy-Kuşdili salonunda organize edilen ve azınlıklar ile yabancı sporcuların da katıldığı turnuvada kendi sıkletinde birincilik kürsüsüne çıktı. Bu başarısını Beşiktaşlı rakipleri Suphi'yi 1920'de, Hikmet'i ise 1921 yılında nakavt ederek perçinledi. İsmet Uluğ'un en büyük zaferleri ise İstanbul'un işgal yıllarında Beyoğlu'ndaki çeşitli salonlarda yabancı boksörlere karşı kazandığı efsanevi maçlardı. Skatling, Varieté ve Tepebaşı salonları ile Halep Çarşısı'ndaki Winter Palas gibi mekânlarda düzenlenen bu müsabakalarda Rum ve işgalci askerlerden oluşan rakiplerini tek tek dize getirdi.
Tıbbiyeli Bir Göz Hekiminin Bilim Yolculuğu
Spor hayatındaki bu yoğun mücadelelerin yanı sıra, tıp alanındaki eğitimini de büyük bir ciddiyetle sürdürdü. Askeri Tıbbiye sıralarından başarıyla mezun olup göz alanında uzmanlaşmış bir tabip oldu. Bilimsel çalışmalara verdiği önemle bilinen hekim, 16 Temmuz 1928 tarihinde temelleri atılan Türk Oftalmoloji Cemiyeti bünyesinde kurucu üye sıfatıyla yer aldı. Tıp dünyasındaki bu adımlar, onun sadece yeşil sahalarda ve ringlerde değil, bilim kulvarında da öncü bir şahsiyet olduğunu gösterir. Bilimle sporu bir arada yürüttü.
Fenerbahçe Başkanlığı ve Amatör Branşların Şahlanışı
Fenerbahçe kulübüne uzun yıllar boyunca hem futbolcu hem de takım kaptanı olarak büyük hizmetler veren efsanevi isim, 1962-1966 yılları arasında ise bu köklü camianın 23. başkanı olarak idari kadroda yer aldı. Onun liderliğindeki futbol takımı, 1962-63 sezonunu üçüncü sırada tamamlarken, sonraki iki sezonda üst üste Türkiye şampiyonluğunu elde etti. Yönetimindeki ekip, 1965-66 sezonunda ise ligi dördüncü sırada bitirdi. Ayrıca Türkiye Kupası'nda 1963 ve 1965 yıllarında final oynayan takım, ezeli rakibi Galatasaray'ı 1964'te 3-1 mağlup ederek Atatürk Kupası'nı müzesine götürdü. Avrupa kupalarında da ses getiren kulüp, 1963-64 sezonunda katıldığı Kupa Galipleri Kupası'nda çeyrek finale kadar tırmanmayı başarırken yarı finale yükselme şansını ise oldukça talihsiz bir şekilde kaçırdı. Miroslav Kokotović, Oscar Hold ve Necdet Erdem gibi önemli teknik direktörlerle çalışan başkan, kulübün amatör branşlarında da büyük bir devrim başlattı. Sarı-lacivertli renklerin temsil edildiği ve büyük atılımlar gerçekleştirilen başlıca spor alanları şunlardır:
- Basketbol ve voleybol
- Atletizm ile kros
- Boks ve yelken
- Kürek, kule ve tramplen atlama
- Masa tenisi ve grekoromen güreş
Özellikle 1965 senesinde sekiz ayrı branşta elde edilen 19 takım şampiyonluğu, Türk spor tarihinin en görkemli başarıları arasına girdi. Bu başarılar, Türk sporunda bir kulübün tek sezonda ulaştığı en yüksek zirvelerden birini simgelemektedir.
