Türkiye Cumhuriyeti'nin askeri tarihindeki en kritik dönemlerden birine tanıklık eden Türk Silahlı Kuvvetleri'nin 26. Genelkurmay Başkanı Mehmet İlker Başbuğ, 29 Nisan 1943 tarihinde Afyonkarahisar'da dünyaya gözlerini açtı. Balkan Savaşları'nın ardından Makedonya'nın tarihi kenti Manastır'dan Karaman'a, oradan da Afyonkarahisar'a göç eden köklü bir ailenin evladıdır. Gençlik yıllarında askeri üniformayı giyen Başbuğ, Kuleli Askeri Lisesi'nden mezun olduktan sonra Türk ordusuna sadakatle hizmet edecek bir subay olarak yetişti. Cumhuriyetin en üst düzey askeri makamına kadar tırmanmayı başaran bu disiplinli asker, görev süresince ülkenin güvenliği için çok önemli kararların merkezinde yer aldı. Peki, cephelerden mahkeme salonlarına uzanan bu tarihi serüven nasıl şekillendi?
Afyonkarahisar'dan Kuleli Askeri Lisesi'ne Uzanan İlk Adımlar
Mehmet İlker Başbuğ'un hayat hikayesi, ailesinin Balkan Savaşları'nın zorlu atmosferinde Makedonya'nın Manastır kentinden göç etmesiyle başlar. Göçmen aile önce Karaman'a yerleşmiş, ardından yaşamlarını sürdürecekleri Afyonkarahisar'a taşınmıştır. Genç İlker, eğitim hayatına bu şehirdeki Afyon 27 Ağustos İlkokulu'nda başladı. Buradaki başarılı yıllarının ardından ortaöğrenimini tamamlamak üzere Afyon Lisesi'nin orta kısmına kaydoldu. Ortaokul yıllarında disiplinli yaşamı benimseyen Başbuğ, askerlik mesleğine duyduğu sevgiyle Kuleli Askeri Lisesi'nin sınavlarını kazandı ve bu köklü yuvaya adım attı. Kuleli'deki zorlu askeri eğitimin ardından, 1962 yılında Kara Harp Okulu'ndan teğmen adayı olarak başarıyla mezun oldu. Askeri bilgisini pekiştirmek amacıyla 1963 yılında Piyade Okulu'ndaki eğitimini de yüksek başarı derecesiyle bitirdi. 1963 ile 1971 yılları arasında Kara Kuvvetleri bünyesindeki muhtelif birliklerde takım ve bölük komutanlıkları gibi temel kıta görevlerini yerine getirdi. Kendini sürekli geliştirmeyi hedefleyen genç subay, 1973 senesinde Kara Harp Akademisi'ni tamamlayarak kurmay rütbesine erişti. Bu başarının hemen sonrasında Genelkurmay Plan Harekât Daire Başkanlığı bünyesinde karargâh subayı olarak sorumluluklar üstlendi. Bilgisini genç nesillere aktarmak amacıyla Kara Harp Akademisi bünyesinde öğretim üyeliği vazifesini üstlendi. Uluslararası arenada ilk büyük deneyimini ise Belçika'nın başkenti Brüksel'de elde etti. Brüksel'deki NATO Uluslararası Askerî Karargâhı bünyesinde cari istihbarat plan subayı olarak kritik masalarda görev yaptı. Yurda döndükten sonra Kara Kuvvetleri Komutanlığı Plan ve Prensipler Başkanlığı'nda Savunma Araştırma Şube Müdürü olarak çalıştı. Saha tecrübesini ise 51'inci Piyade Tümeni bünyesindeki 247'nci Piyade Alay Komutanlığı vazifesiyle pekiştirdi. Askeri vizyonunu küresel ölçekte genişletmek adına İngiltere Kara Harp Akademisi ve NATO Savunma Koleji'ndeki eğitim programlarını da başarıyla tamamladı.
Generallikten TSK'nın Zirvesine Giden Yol
Başbuğ'un başarılarla dolu askeri kariyeri, 1989 yılında tuğgeneral rütbesine terfi etmesiyle yeni bir çehreye büründü. Bu rütbede gösterdiği üstün performansın ardından 1993 senesinde tümgeneralliğe yükseltildi. Tümgeneral rütbesiyle Belçika'da bulunan Milli Askeri Temsil Heyeti Başkanı olarak ülkesini gururla temsil etti. 1997 yılına gelindiğinde ise korgenerallik rütbesine hak kazandı. Korgeneral olarak 2. Kolordu Komutanlığı gibi büyük bir askeri birliğin sevk ve idaresini üstlendi. Ayrıca aynı dönemde Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreter Başyardımcılığı gibi bürokratik açıdan kritik bir vazifeyi de başarıyla yürüttü. 2002 yılında askeri hiyerarşinin en saygın basamaklarından biri olan orgenerallik rütbesini elde etti. Nihayet 30 Ağustos 2008 tarihi, onun kariyerinin zirve noktası oldu. Bu tarihte düzenlenen törenle, 25. Genelkurmay Başkanı Mehmet Yaşar Büyükanıt'tan Türk Silahlı Kuvvetleri'nin en üst komuta makamını devraldı. Artık Türkiye Cumhuriyeti'nin 26. Genelkurmay Başkanı sıfatını taşıyordu. Orduya adadığı uzun yıllar boyunca gösterdiği olağanüstü başarılar dolayısıyla üç büyük madalya ile onurlandırıldı. Bu madalyalar şunlardı:
- TSK Üstün Cesaret ve Feragat Madalyası
- TSK Üstün Hizmet Madalyası
- TSK Şeref Madalyası
Madalyalı komutan, iki yıl süren bu zorlu görevin ardından 9 Ağustos 2010 tarihinde toplanan Yüksek Askeri Şura (YAŞ) neticesinde koltuğunu Orgeneral Sebahattin Işık Koşaner'e devretti.
Zorlu Emeklilik Yılları, Hukuk Mücadelesi ve Edebi Hayatı
Aktif askeri görevinden emekli olan Başbuğ, sakin bir yaşama geçiş yaparak fikirlerini ve tecrübelerini kitaplara dökmeye başladı. Fakat bu huzurlu dönem çok uzun sürmedi. 6 Ocak 2012 tarihinde, Türk siyasi tarihini sarsacak bir gelişmeyle, 'silahlı terör örgütü yöneticiliği ve hükümeti ortadan kaldırmaya teşebbüs' iddialarıyla tutuklandı. Tüm Türkiye'nin yakından izlediği ve kamuoyunda büyük yankı uyandıran Ergenekon davası süreci böylece başladı. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, 5 Ağustos 2013 günü tarihi kararını verdi. Kararla birlikte Başbuğ, darbeye teşebbüs ve terör örgütü yöneticiliği suçlamalarından müebbet hapis cezasına çarptırıldı. Ancak bu zorlu süreçte hukuk mücadelesi kararlılıkla sürdürüldü. 2014 yılının Mart ayında Başbuğ'un müdafii İlkay Sezer, Anayasa Mahkemesi'nin verdiği hak ihlali kararına dayanarak tahliye başvurusunda bulundu. Talebini hassasiyetle inceleyen İstanbul Nöbetçi 20. Ağır Ceza Mahkemesi, özgürlükten yoksun bırakmanın hukuki olmadığı gerekçesiyle tahliye kararı verdi. Böylece 7 Mart 2014 günü Silivri Cezaevi'nden çıkan emektar komutan yeniden hürriyetine kavuştu. Mahkemenin tahliye gerekçesinde, yerel mahkemenin hak ihlali iddialarını etkili biçimde değerlendirmeden reddetmesi ve gerekçeli kararı zamanında açıklamaması etkili oldu. İlker Başbuğ, yaşadığı tüm bu fırtınalı süreçlerin arasında ve sonrasında yazınsal üretimine ara vermeyerek çok önemli eserler kaleme aldı. Yayımladığı kitaplar arasında şunlar yer almaktadır:
- Terör Örgütlerinin Sonu (2011)
- 20. Yüzyılın En Büyük Lideri: Mustafa Kemal (2012)
- 20. Yüzyılın En Büyük Lideri: Atatürk (2012)
Sevil Başbuğ ile evli olan ve bu evlilikten iki çocuk sahibi olan emekli komutan, günümüzde de entelektüel birikimini paylaşmaya devam etmektedir.
