İbrahim Balaban, 1921 yılında Bursa'nın Osmangazi ilçesine bağlı Seçköy köyünde dünyaya gelen, yaşamı trajediler ve başarılarla dolu olan efsanevi bir Türk ressamı ve yazarıdır. Köyündeki üç yıllık ilköğretim okulunda eğitim alan sanatçı, henüz genç yaşta mahkûmiyetle tanışmıştır. Cezaevinde keşfettiği özgün üslubuyla Anadolu köylüsünün yaşam mücadelesini tuvale yansıtmıştır. Türk sanat tarihinde derin izler bırakan Balaban, 9 Haziran 2019 tarihinde İstanbul Güngören'de 98 yaşında yaşama veda etmiştir.
Parmaklıklar Ardında Doğan Sanat
İbrahim Balaban, 1937 yılının son günlerinde 16 yaşındayken hint keneviri yetiştirmekten tutuklandı. Altı ay hapis cezasının yanı sıra verilen 16 bin liralık para cezasını ödeyemeyince mahkûmiyeti üç yıl daha uzatıldı. Parmaklıklar ardında teselli arayan genç yıldız, yağlı boya alamadığı için renkli kalemleri zeytinyağına batırarak resim yapmaya koyuldu. Ceza süresinin dolmasına az kala dört koğuş arkadaşının bıçaklı saldırısında ağır yaralandı. Özgür kalınca babası Hüseyin Çavuş tarafından evlendirilen Balaban, hasmını silahla vurup öldürünce on ay sonra yeniden cezaevine döndü.
Bu üçüncü tutukluluk döneminde 1942-1944 ve 1947-1950 yıllarını Bursa Cezaevi'nde geçirdi. Hapisteyken babası Hasan Çavuş'un öldürüldüğü haberini aldı. Üzüntüler bununla sınırlı kalmadı. Doğum yaparken hayatını kaybeden eşinin ve çok geçmeden de yeni doğan bebeğinin vefat haberleri arka arkaya geldi. Genç ressam bu ağır acılarla yıkılsa da yaşama resimleriyle tutundu.
Şair Baba Nâzım Hikmet ile Kesişen Yollar
Bursa Cezaevi süreçleri, İbrahim Balaban'ın hayatını tamamen değiştiren ünlü şair Nâzım Hikmet ile tanışmasına vesile oldu. Büyük şairin derin desteği ve ilgisiyle Balaban'ın içindeki güçlü resim yeteneği çiçek açtı. Ustasına "Şair Baba" diyen Balaban, onun yanında sadece resim yapmadı. Aynı zamanda felsefe, sosyoloji ve ekonomi-politik gibi alanlarda da pratik dersler aldı. Şairin hücresinde Orhan Kemal ile omuz omuza vererek Nâzım'ın öğrencisi oldular. İki dost, 1950 yılındaki genel af yasasıyla birlikte hürriyetlerine kavuştular.
Hapisten çıktığında gidecek hiçbir yeri olmayan Balaban, Nâzım Hikmet'in annesi Celile Hanım'ın evine yerleşti. 1951 yılında vatani görevine çağrıldı. Terhis olduğu 1952 senesinde Seçköy'üne geri dönerek yeni bir evlilik yaptı. Bu evlilikten Hasan Nazım isminde bir erkek çocuğu ile beraber bir oğlu ve bir kızı daha oldu. Oğlu Hasan Nazım Balaban da ilerleyen dönemlerde babası gibi başarılı bir ressam olarak yetişti.
Sanat Dünyasında Yeni Dal ve Edebi Yolculuk
Ressam, profesyonel sanat arenasına adımını 1953 yılında İstanbul'daki Fransız Kültür Merkezi'nde düzenlediği ilk kişisel sergisiyle attı. Büyük yankı uyandıran bu sergide elli civarında eseri satıldı. Sanatçı, doğal yaşamı betimleyen kendine has kırsal üslubunu uzun yıllar korudu. 1959 yılında Vahi İncesu, Mata Kaya Tözge, Kemal İncesu, Avni Memedoğlu ve İhsan İncesu ile birlikte Yeni Dal Grubu'nu kurdu. Bu grup, D Grubu'na karşı dışlayıcı bir tavır sergileyen Yeniler hareketinin sürücüsüydü. Grup üyeleri, 1961'deki bir sergideki çalışmaları yüzünden gözaltına alınıp elli gün sonra aklandılar ve topluluk 1963 yılında dağıldı.
Yeni Dal Grubu dağıldıktan sonra da üretmeye devam eden ressam, yurt dışına açılarak 1979-1980 yıllarında Hollanda ve Almanya'da sergiler düzenledi. 1982-1985 yılları arasında yaşamın özünü anlatan farklı resim serilerine imza attı. Türk resmine kazandırdığı ünlü resim dizileri şunlardır:
- Kaldırımlarda Dolaşanlar
- Göç
- Üretenlerin Suretleri
- Çocukların Sevinci
- Anadolu Kadınları
Klasik halk masallarına da yönelen Balaban; "Geçmişin Masala Duruşu" serisinde Aşık Garip, Kerem ile Aslı, Leyla ile Mecnun, Ferhat ile Şirin, Karagöz ile Hacivat ve Nasreddin Hoca gibi kültürel öğeleri işledi. 2005'teki son desen sergisinin ardından bu çalışmalar Remzi Oğuz Yılmaz kalemiyle kitaplaştırıldı. Balaban aynı zamanda 1960 yılından başlayarak birçok anı-roman ve deneme kaleme aldı. Nâzım Hikmet ile geçirdiği yedi yıllık hapis günlerini 1968 yılında Şair Baba ve Damdakiler adlı eserinde anlattı. Bu eser, Türk tiyatro ve sinemasında başarıyla sahnelendi ve beyaz perdeye aktarıldı.