İçeriğe Atla
Hallacı Mansur fotoğrafı
Anasayfa Varlık

Hallacı Mansur Kimdir?

Hallacı Mansur kimdir? 858 yılında İran'da doğan din adamı, tasavvuf tarihinin en sarsıcı öğretisi ve yaşadığı trajik sonla hafızalara kazındı.

Diğer adlar: Hüseyin bin Mansur, Hallaç, Hallaç-ı Mansur

Bu Konuda Neler Var?

💡 Başlıklara tıklayarak sayfa içinde hızlı gezinebilirsiniz.

Hallacı Mansur Hakkında

İslam mistisizm tarihinin en sarsıcı figürlerinden biri olan din adamı Hüseyin bin Mansur, bilinen lakabıyla Hallacı Mansur, 26 Mart 0858 tarihinde İran'ın Fars Eyaleti sınırlarında yer alan Tûr köyünde doğdu. Abbasi dönemine damgasını vuran bu büyük sufi, inanç dünyasını derinden sarsan teolojik görüşleri ve dillerden düşmeyen "En-el Hak" beyanı sebebiyle, uzun bir soruşturmanın ardından Abbasi Halifesi Muktedir Bi’llâh'ın emriyle 26 Mart 0922'de Bağdat'ta idam edildi. Genç yaşta başladığı ilahi aşk arayışında klasik sınırları aşan öğretileri, onu geleneksel ulemayla ve siyasi otoritelerle geri dönülmez bir çatışmanın içine sürükledi.

Babasının sonradan Müslüman olduğu bilinen sufinin büyükbabası Zerdüşt inançına mensuptu. Babasının icra ettiği ve ailesinin geçimini sağlayan meslek vesilesiyle genç adama Hallac lakabı verildi. Genç yaşta İran'daki mezhepsel huzursuzluklar nedeniyle ailesiyle birlikte Arap kültürünün merkezlerinden Vasıt'a ve ardından Tuster'e göç etti. Maneviyata son derece eğilimli olan Hallac, henüz on iki yaşındayken Kur'an'ı tamamen ezberleyerek hafızlık mertebesine erişti. Kendini dünyevi meşgalelerden tamamen uzaklaştırarak diğer sufilerin kaleme aldığı eserleri derinlemesine incelemeye adadı. Tuster'de büyük veli Sehl bin Abdullah-ı Tüsteri'nin feyizli sohbetlerinde iki yıl kalarak tasavvuf yolculuğuna başladı. Sonrasında 18 yaşında Basra'ya geçerek Amr bin Osman-ı Mekki'nin derslerine katıldı. Her iki büyük mürşidin yanında da nefsiyle amansız bir mücadeleye girişerek her arzusuna sırt çevirdi. Kendisini çok seven dönemin büyük velilerinden Ebu Yakub-ı Akta, kızını bu bağrı yanık aşık sufiyle evlendirdi.

Manevi Arayış ve Çile Dolu Yolculuklar

Evliliğinin ardından Bağdat'ta tasavvufun zirve ismi Cüneyd-i Bağdadi ile tanışıp hırka giydi. Ancak coşkulu kişiliği yüzünden Cüneyd'den ayrıldı. Daha sonra Mekke'ye Hac ziyaretine gitti. Bağdat şeyhleriyle ilişkisini tamamen keserek Tuster'de dört yıllık katı bir çile hayatına başladı. Sufi hırkasını çıkarıp halkın arasına karıştıktan sonra Fars, Huzistan ve Horasan'ı dolaşarak halkı Tanrı aşkına davet etti. Daha sonra uzun seyahatlere çıktı. Çevresinde çok sayıda mürit topladı. Bu süreçte hadis ve fıkıh bilginleriyle olan münasebeti günden güne bozuldu. 905'te ikinci haccının ardından İslamiyet'i yaymak üzere deniz yoluyla Hindistan ve Türkistan'a geçti. Deniz yoluyla ulaştığı bu topraklarda Çin sınırlarına kadar uzanan geniş bir sahada vaazlar verdi. Bu seyahatler esnasında İslam dinine kazandırdığı Müslümanlar, ilerleyen dönemlerde Mansuri ismiyle yad edilmeye başlandı. Tebliğ faaliyetlerinin ardından 906 yılında üçüncü kez hacca gidip Hicaz'da iki yıl geçirdikten sonra Bağdat'a yerleşti ve Abbasiler'in başkentinde ikamet etmeye başladı.

"En-el Hak" Çığlığı ve Vahdet Felsefesi

Seyahatlerinde tanıştığı mistik ögelerden, bilhassa Budizm düşüncesinden etkilenen sufi, klasik anlayışın ötesine geçerek tüm tanrıcılık çizgisine yakınlaştı. Hallac'ın savunduğu Tasin tevhid akidesinin özü, Vahdet-i Vücud'dan farklı olarak "Her şey Allah'tadır ve her şey Allah'tandır" esasına dayanıyordu. Onun Allah'ta yok olma mertebesini ifade eden "En-el Hak" sözü halk ve ulema arasında büyük çalkantılara sebep oldu. Aleyhindeki faaliyetler tehlikeli boyutlara ulaşıp müritleri tutuklanınca kendisi de benzer bir akıbetten kurtulmak için Ahvaz'a kaçtı. Dostlarından birinin yardımıyla Sus kentindeki Danyal Peygamber'in türbesi yakınlarında tam bir yıl boyunca gizlenmeyi başardı. Sufi, 913 yılında tutuklandı. Vezir Ali b. İsa el-Kunnai onu üç kez meydanda teşhir ettikten sonra sekiz yıl sürecek göz hapsine karar verdi. Hallac, başyapıtı Kitabü't-Tavasin'i bu esaret yıllarında kaleme alarak etkisini zindan duvarlarının dışına taşıdı.

Siyasi İdam ve Geride Kalan Miras

Hallac'ın halk üzerindeki nüfuzunun artması ve sarayda bulduğu destekler iktidarı paniğe sevk etti. Zenci Kölelerin İsyanı'na sempatisi ve Karmatiler ile iş birliği yaptığı dedikoduları bu endişeyi iyice tırmandırdı. Vezir Hamid'in yoğun siyasi baskıları neticesinde Maliki kadısı Ebu Ömer Muhammed b. Yusuf el-Ezdi idam fetvasını imzaladı. 26 Mart 922 günü Bağdat'ın Babüttâk semtinde feci şekilde cezalandırılan 64 yaşındaki sufi idam edildi. Başı kesilerek köprüye dikildi. Külleri ise nehre savruldu.

Günümüze doğrudan ulaşan elliye yakın yapıtından hiçbirinin aslı kalmamış olsa da, Fransız Katolik araştırmacı Louis Massignon'un büyük katkıları sayesinde sufinin geriye kalan değerli mirası toparlanarak gün ışığına çıkarılmıştır. Massignon tarafından yapılan detaylı tasniflere göre ünlü sufinin günümüze erişen yazınsal mirası şöyledir:

  • İlahi sırları barındıran Kitabü'l-Tevasiri (Kitabü't-Tavasin) ve Ta'Sînû'l Ezel çalışması
  • Maneviyat dünyasını özetleyen 6 mektup, 350 özdeyiş ve 74 konuşma özeti
  • Şiirsel estetiğe sahip 80 manzum eser ile 27 rivayet

Hallac'ın asıl türbesi Bağdat'tadır. Bugün İslam dünyasında Hallac'a nispet edilen yedi adet makam türbesi bulunmaktadır. Bu manevi makam duraklarından biri de ülkemizde, Çanakkale'nin Gelibolu ilçesinde yer almaktadır.

Sıkça Sorulan Sorular

Hallacı Mansur kimdir?

Hallacı Mansur kimdir? 858 yılında İran'da doğan din adamı, tasavvuf tarihinin en sarsıcı öğretisi ve yaşadığı trajik sonla hafızalara kazındı.

Hallacı Mansur ne zaman doğdu?

Hallacı Mansur, 26 Mart 858 tarihinde doğdu.

Hallacı Mansur nerede doğdu?

Hallacı Mansur Tûr köyü, Fars Eyaleti, İran doğumludur.

Hallacı Mansur ne zaman vefat etti?

Hallacı Mansur 26 Mart 922 tarihinde hayatını kaybetti.

Hallacı Mansur hangi alanda tanınır?

Hallacı Mansur, din adamı olarak tanınır.