Türk arabesk müziğinin ve Yeşilçam sinemasının unutulmaz çınarlarından biri olan Gökhan Güney, asıl adıyla Mehmet Yüceler, 1954 yılında Hatay'da dünyaya gözlerini açtı. Çocuk yaşlardan itibaren içindeki sanat tutkusunu besleyen ve daha sonra İstanbul'a göç ederek tekstil atölyelerinden müzik sahnelerine uzanan bir başarı öyküsü yazan sanatçı, özellikle 1980'li yıllara damgasını vurdu. Arap kökenli bir ailenin en küçük evladı olarak büyüyen ünlü müzisyen, hem yorumculuğu hem bestekarlığı hem de oyunculuğuyla Türkiye'nin kültürel belleğinde silinmez izler bıraktı. O dönemlerin kendine has arabesk rüzgarını filmleri ve şarkılarıyla yönlendiren isimlerin başında geldi.
Reyhanlı'dan Megakent İstanbul'a Uzanan Yaşam Mücadelesi
Yedi kardeşten oluşan kalabalık bir ailenin en küçük ferdi olan Güney'in ilk gençlik yılları, sınır ilçesi Reyhanlı'da geçti. Yaşamın zorluklarıyla erken yaşta tanışan Mehmet Yüceler, 1967 senesinde ağabeyini ziyaret etmek amacıyla ilk kez İstanbul'a geldi. Şehrin büyüleyici ve hareketli yapısı onu kısa sürede etkisi altına aldı. Burada kalmaya karar veren Güney, bir konfeksiyon atölyesinde işe girerek dikiş dikmeyi öğrendi. Hayatını kazanmak için ter döktüğü bu atölye, onun askerlik çağına kadar devam edecek olan mesleki tecrübesinin de temellerini oluşturdu.
Vatani görevini yerine getirme zamanı geldiğinde ise Güney, askerliğini Şanlıurfa'da bandocu olarak yaptı. Müzikle profesyonel bağlamdaki ilk yakın temasını bu askeri bando bünyesinde gerçekleştirdi. Terhis olduktan sonra hayallerinin peşinden gitmek üzere yeniden megakent İstanbul'un yolunu tuttu. Çok geçmeden hayatını Fatma hanım ile birleştiren sanatçı, düzenli bir aile yaşantısına adım attı. Bu evlilikten Selim, Büşra ve Serhan adlarında üç evlat sahibi oldu. Müzikal yeteneğini geliştirmek amacıyla Kadıköy Musiki Derneği çatısı altında Melahat Pars ile Rıdvan Aytan gibi saygın hocaların rahlesi tedrisatından geçti. Türk sanat müziğinin diva isimlerinden Bülent Ersoy ile yollarının kesiştiği yer de tam olarak bu köklü dernek çatısı oldu.
Musiki Derneğinden Arabesk Dünyasının Zirvesine
Eğitim sürecinin ardından profesyonel sahne dünyasına ilk adımını 1979 yılında atan sanatçı, “Garibin Çilesi” adlı ilk stüdyo albümünü müzikseverlerin beğenisine sundu. İlk çalışmasıyla geniş kitlelerin dikkatini çekmeyi başardı. Asıl büyük patlamasını ve şöhret basamaklarını tırmanışını ise seksenli yılların başında yaşadı. Ünlü yapımcı Burhan Bayar ile iş birliği yaparak peş peşe unutulmaz albümlere imza attı. Güçlü sesi, yanık yorumu ve kendi imzasını taşıyan besteleriyle arabesk müziğin en popüler figürlerinden birine dönüştü. Müzik marketlerde satış rekorları kıran plakları ve kasetleri, onu dönemin dev isimleriyle aynı kulvarda yarışır hale getirdi.
Yeşilçam'da Hacktör ve Yönetmen Olarak İz Bırakan Yıllar
Müzikteki başarısını beyaz perdeye de taşıyan sanatçı, Yeşilçam'ın altın çağında aranan aktörler arasına girdi. Sinema kariyeri boyunca toplam 38 filmde başrol oynayarak oyunculuk yeteneğini de kanıtladı. Beyaz perdede Türk sinemasının popüler kadın oyuncularıyla kamera karşısına geçti. Güney'in rol arkadaşları arasında şu isimler bulunuyordu:
- Banu Alkan
- Seda Sayan
- Oya Aydoğan
- Bahar Öztan
- Güngör Bayrak
Aynı zamanda oyunculukla yetinmeyip sinemanın mutfağına da girdi. Tam 9 sinema filminin yönetmen koltuğuna oturarak kamera arkasındaki yeteneğini gözler önüne serdi. Hem oynadığı hem de yönettiği bu yapımlar, arabesk sinema ekolünün en karakteristik örnekleri arasında yer aldı.
Gastronomi Girişimi ve Günümüzdeki Mirası
Sanat yaşamının olgunluk döneminde farklı iş alanlarına da yönelen başarılı sanatçı, gastronomi sektörüne adım attı. 2010'lu yılların ilk döneminde İstanbul'un Anadolu Yakası'ndaki Kozyatağı semtinde bir restoran açtı. Kendi köklerinden gelen lezzetleri İstanbullularla buluşturmak amacıyla Gökhan Güney Hatay Kebapçısı adıyla kurduğu bu kebap salonu, kısa sürede ilgi odağı haline geldi. İşletmecilik serüvenini bir müddet sürdüren Güney, daha sonra bu mekanı başka isimlere devrederek ticaret hayatından çekildi. Bugün Türk arabesk müziğinin ve sinemasının altın yıllarını temsil eden en kıymetli sanatçılarından biri olarak saygıyla anılmaya devam etmektedir.
