Türk sinemasının altın çağı Yeşilçam'ın en üretken kalemlerinden biri olan ünlü senarist ve oyuncu Bülent Oran, 27 Mart 1923 tarihinde İstanbul Bakırköy'de dünyaya gözlerini açtı. Yazdığı 700'ü aşın senaryo ve rol aldığı onlarca filmle Türk halkının gönlünde taht kuran sanatçı, sinemamızın melodram şablonlarını ve unutulmaz repliklerini inşa ederek beyazperdenin unutulmaz figürlerinden biri haline geldi. Hayatı boyunca halkın içinden beslenen ve kalemiyle milyonları ağlatıp güldürmeyi başaran usta isim, 23 Eylül 2004 tarihinde aramızdan ayrılana dek ömrünü sinemaya adadı.
Bakırköy Sokaklarından Hukuk Fakültesine Uzanan Yol
Küçük yaşlarda kitaplara duyduğu derin merak, onun hayal dünyasını zenginleştiren en önemli unsurlardan biriydi. Çocukluğu ve ilk gençlik yılları Bakırköy'ün farklı inanç ve kültürleri barındıran kozmopolit ortamında geçti. Müslüman, Yahudi ve Ermeni komşularıyla iç içe büyüyen Oran, bu renkli çevreden edindiği gözlemlerle ileride yazacağı senaryoların temelini attı. Annesi Macide Hanım ile babası yazar Cevat Rıfat Atilhan'ın ayrılığının ardından babasıyla arasına giren mesafe, onun ruhunda derin bir iz bıraktı. Bu kırılma nedeniyle bilinçli bir karar alarak soyadını değiştirmeyi tercih etti. Ahmet ve Atilla isimli iki erkek kardeşi ile iki kız kardeşi bulunan usta yazar, Pertevniyal Lisesi'nden mezun olduktan sonra İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ne girdi. Bu dönemde eğitimini sürdürürken bir yandan da Sümerbank bez fabrikasında işçi olarak ter döktü. Dönemin popüler isimleri Münir Özkul, Sırrı Gültekin, Sadık Şendil ve Kenan Pars gibi çocukluk arkadaşları da onun sanatla örülü yaşamının en büyük eşlikçileriydi.
Halkın Sesi ve Yeşilçam'ın Altın Kalemi
Hukuk eğitiminin yanı sıra hayatın tam merkezinde olmayı seçen Oran, gecekonduda yaşamayı tercih ederek alt sınıftan insanlarla derin bir bağ kurdu. Toplumun itilmiş, göz ardı edilmiş kesimlerinin dünyasını onların gözünden süzerek sanatında eşsiz bir şiirsel genişlik yakaladı. İçindeki bu insani hassasiyet, zamanla kaleminden mizah olarak sızmaya başladı. Dönemin popüler mizah dergilerinde yazılar kaleme alan sanatçı; mürettiplik, klişe ressamlığı ve öğretmenlik gibi farklı iş kollarında da çalıştı. Sinema dünyasına 1950 yılında figüran olarak adım attı. Bir yıl sonra yer aldığı 'Vatan ve Namık Kemal' filmindeki performansıyla dikkatleri üzerine çekti. Yakışıklılığı ve karizmasıyla izleyiciden büyük beğeni toplayarak kısa sürede 'yerli Gregory Peck' unvanıyla anılmaya başladı.
Oyunculuktaki başarısının yanı sıra asıl dehasını senaristlikte gösteren Bülent Oran, 1952 yılından itibaren sinema filmleri yazmaya başladı. Kariyeri boyunca 73 filmde oyuncu olarak rol alırken, 700'ün üzerinde yapıma da senaryo yazarı olarak imzasını attı. Memduh Ün, Metin Erksan, Ülkü Erakalın, Halit Refiğ, Yücel Çakmaklı ve Atıf Yılmaz gibi Türk sinemasının efsanevi yönetmenleriyle ortak projelere imza attı. Zengin ve görme engelli kız ile fakir ama dürüst delikanlı gibi kalıplaşmış Yeşilçam şablonlarını büyük bir ustalıkla işledi. Masalsı anlatımı mizahla birleştirerek seyirciye bambaşka dünyaların kapısını araladı. Klasik replikleriyle sinema dilini baştan yaratan sanatçı, Marmara Üniversitesi Sinema TV Bölümü'nde dersler vererek deneyimlerini genç nesillere aktardı.
Yeşilçam klasiklerini hafızalara kazıyan usta senaristin imza attığı önemli yapımlardan bazıları şunlardır:
- Köroğlu
- Malkoçoğlu
- Karakolda Ayna Var
- Fosforlu Cevriyem
- Boş Çerçeve
- Kınalı Yapıncak
- Güllü
- Birleşen Yollar
- Oğlum Osman
- Kızım Ayşe
Aynı zamanda Türk sinema tarihine geçen şu efsane replikler de onun kaleminden çıkmıştır:
- 'Senin annen bir melekti yavrum.'
- 'Aman tanrım bu ses! Bu ses!!'
- 'Bir zaman hakir gördüğün fakir; ama onurlu bir genç vardı!'
- 'Sizi çok sevdim, size baba diyebilir miyim amca?'
- 'Siz ne iyi bir teyzesiniz. Keşke benim annem olsaydınız'
- 'Her şey bir oyundu, seni kandırmak için seviyor görünmüştüm'
- 'Bedenime sahip olabilirsin ama ruhuma asla'
- 'Kırılırım ama asla eğilmem'
Son Yılları ve Sinemaya Bıraktığı Büyük Miras
Bülent Oran, 1980 yılında ünlü senarist ve yazar Ayşe Şasa ile hayatını birleştirdi ve bu birliktelik ömrünün sonuna dek sürdü. 1989 yılında Hekimoğlu İsmail'in aynı isimli romanından uyarladığı ve başrollerini Berhan Şimşek ile Perihan Savaş'ın paylaştığı 'Minyeli Abdullah' filminde senaristliğin yanı sıra Sevde'nin babası rolünü üstlendi. 1998 yapımı unutulmaz televizyon dizisi 'İkinci Bahar'da ise Türkan Şoray'ın canlandırdığı Hanım karakterinin babası Davut Meriç'e hayat vererek oyunculuktaki yeteneğini bir kez daha sergiledi.
Türk sinemasına yaptığı eşsiz katkılar dolayısıyla 1971 yılında düzenlenen 8. Antalya Film Şenliği'nde 'Ankara Ekspresi' filmiyle En İyi Senaryo Ödülü'nü kazanan sanatçı, 2001 yılında Antalya Altın Portakal Film Festivali'nde Yaşam Boyu Onur Ödülü ile taçlandırıldı. Yönetmen Mehmet Güleryüz tarafından hayatını anlatan 'Yeşilçam'ın Altın Senaristi: Bülent Oran' belgeseli çekilirken, 2004 yılında İbrahim Türk imzalı 'Senaryo: Bülent Oran' kitabı okurlarla buluştu. Sinema tarihine adını altın harflerle yazdıran usta yazar, 23 Eylül 2004 tarihinde İstanbul'da 81 yaşında hayata gözlerini yumdu.
