Tekirdağ'ın Tarihi ve Coğrafi Önemi
Marmara Denizi'nin kıyısında, deniz seviyesinden 37 metre yükseklikte konumlanan Tekirdağ, Türkiye'nin en eski yerleşim alanlarından biridir. 2012 yılında nüfusu 750.000'i aşarak büyükşehir statüsü kazanan ilin merkezi, günümüzde Süleymanpaşa ilçesi sınırlarında yer almaktadır. Stratejik konumu ve liman özellikleri sayesinde tarih boyunca medeniyetlerin geçiş güzergahı olmuş şehir, günümüzde de Trakya'nın en önemli kültürel ve idari merkezlerinden biri olarak varlığını sürdürmektedir.
Antik Çağlardan Günümüze İsimlerin Hikayesi
Tekirdağ, Bizans döneminde Bisanthe ve sonraları Rodosto adıyla anılmıştır. Kenti ele geçiren Türkler şehre önceleri Rodosçuk, 18. yüzyıldan itibaren ise Ermenice "taç taşıyan" (tagovar) kelimesinden türetilen Tekfur Dağı demeye başlamışlardır. Cumhuriyet'in ilanından sonra tekfur sözcüğü atılmış ve kentin güneybatısında yer alan Tekir Dağı vesilesiyle şehrin adı Tekirdağ olarak resmîleştirilmiştir. Romalı tarihçi Gaius Plinius Secundus'un eserlerinde ise kentin bilinen ilk ismi olabileceği düşünülen Resisto veya Resisthon adından söz edilmektedir.
Milyon Yıllık Tarih ve Medeniyet Mirası
Tekirdağ'daki en eski insan yerleşimi kalıntılarına Karansıllı köyü yakınlarındaki Yatak, Kuştepe ve Malkara yakınlarındaki Balıtepe buluntu yerlerinde rastlanmıştır. Alt Paleolitik Çağ'a ait olan bu aletler, bölge tarihini günümüzden bir milyon yıl ila 250 bin yıl öncesine taşımaktadır. Trak boyları tarafından iskan edilen şehir; Makedon, Pers, Roma ve Bizans egemenliklerinin ardından 1357'de I. Murat tarafından fethedilerek Osmanlı topraklarına katılmıştır. 1703 yılında Macar Prensi Rakoczi'ye ev sahipliği yapan Tekirdağ; Rus, Bulgar ve Yunan işgallerini yaşadıktan sonra 13 Kasım 1922 tarihinde kalıcı olarak Türk topraklarına katılmıştır.
Eşsiz Tümülüsler ve Zengin Kazı Buluntuları
Tekirdağ merkezinde antik dönemin izlerini taşıyan en önemli yapılar Trak tümülüsleridir. Bunlardan biri olan Karaevlialtı Höyüğü (Harekkattepe), Odris krallarından Kersepleptes'e ait anıtsal bir mezardır. Naipköy yakınlarındaki Naip Tümülüsü (Kızlarhöyük) ise Kersepleptes'in oğlu Prens Teres'e ait olup, MÖ 325-320 yıllarına tarihlenmektedir. Beşik tonoz örtülü ve dar girişli bu tümülüste yapılan kazılarda; altın diadem, gümüş ve altın karışımı sürahi, at koşum takımları, koku şişeleri, mızrak uçları ve kalkan gibi paha biçilemez tarihi eserler gün yüzüne çıkarılmıştır. Bu buluntular bugün Tekirdağ Arkeoloji ve Etnografya Müzesi'nde sergilenmektedir.