Tarih ve Mitolojinin Kesişim Noktası: Tarsus
Tarsus (Hititçe: Tarşa), Mersin ilinin en doğusundaki ilçesidir. Doğu sınırında Adana, batısında Mersin merkez, kuzeyinde Pozantı ve Çamlıyayla, güneyinde ise Akdeniz ile çevrili olan bu kadim yerleşim, Çukurova bölgesinde stratejik bir noktada yer almaktadır. Yüzölçümü 2.029 km² olan ve deniz seviyesinden ortalama 25 metre yükseklikte bulunan Tarsus, Toros Dağları'ndan İç Anadolu'ya geçit veren Kilikya Kapısı sayesinde güneyden gelen göç ve ticaret yollarının odağında kurulmuştur. Hitit Uygarlığı başta olmak üzere son derece köklü bir uygarlık geçmişine sahip olan kent, Hititler döneminde Kizzuvatna eyaletinin önemli bir kenti olarak tarihe geçmiştir.
Mitolojik Söylenceler ve İsminin Kökeni
Tarsus'un ismi ve kuruluşu hakkında Roma İmparatorluğu çağlarında, özellikle Augustos döneminde ortaya çıkmış ve tarihî gerçeklikten ziyade efsanelere dayanan çeşitli anlatımlar mevcuttur. Mitolojiye göre, antik çağda Tarsus Çayı'na nehir tanrısı olan Cydnos adı verilmiştir. Bir diğer efsanede ise kanatlı at Pegasus ya da Bellerophontes'in Kilikya Ovası'nda yolunu şaşırıp Tarsus'un bulunduğu yerde ayağının sakatlanması sebebiyle, kente Latince ayak tabanı anlamına gelen Tarsos adı verildiği aktarılmaktadır. Luvi dilinde düzlüklere veya ovalara "Tebai" denmesi bu anlatıyı dilbilimsel olarak destekler. Kentin kurucuları arasında antik efsanelerde Kilikya Tanrısı Sandon ile bir tutulan Herakles, Argoslular, Perseus ve Tarım Tanrıçası Demeter'in oğlu Triptolemos zikredilmektedir. Kentin adı ve Kilikya Kralı Syennessis'in yönetim merkezi olduğu bilgisi, tarih sahnesinde ilk defa MÖ 401 yılında Ksenephon'un "Anabasis" kitabında resmiyet kazanmıştır.
Arkeolojik Derinlik ve Roma İmparatorluğu Dönemi
Gözlükule Höyüğü'nde gerçekleştirilen arkeolojik kazılar, bölgedeki ilk yerleşim izlerinin Yeni Taş Çağı (Neolitik) dönemiyle başladığını ve Orta Tunç Çağı'na dek kesintisiz bir biçimde sürdüğünü bilimsel olarak kanıtlamaktadır. Asur egemenliğinin ardından Perslerin ve MÖ 333'te Büyük İskender'in (Alexander) yönetimine geçen kent, MÖ 66'da Kilikya bir Roma vilayeti olunca bu yeni eyaletin idari merkezi durumuna getirilmiştir. Roma döneminde Cydnus nehrinin yatağının taranıp büyük gemilerin seyrine açılmasıyla Doğu Akdeniz'in kara ve deniz yollarının kesiştiği devasa bir ticaret ve kültür merkezi haline gelmiştir. Bu parlak dönemde kent nüfusunun 450 bin kişiyi aştığı sanılmakta olup Tarsus uzun süre dünyanın en büyük metropolü olarak varlığını sürdürmüştür.
Antik Dünyanın Bilim, Kültür ve İnanç Başkenti
Antik gezgin ve coğrafyacı Strabon, Tarsus'un felsefe, dil bilgisi ve edebiyat eğitimi alanında Atina ile İskenderiye'yi geride bırakan büyük bir üniversite kenti olduğunu detaylarıyla aktarmaktadır. Stoik filozoflardan Antipator, Arhedemos, Nestor, Athenedoros ve edebiyatçı Diodoros gibi pek çok bilim insanının yaşadığı bu köklü kentte, Antonius döneminde 200.000 cilt kitaptan oluşan eşsiz bir kütüphane kurulmuştur. Tarsus aynı zamanda dini inançlar yönünden de dünya çapında kritik bir öneme sahiptir. Kur'an-ı Kerim'in Kehf Suresi'nde zikredilen Ashab-ı Kehf (Yedi Uyurlar) Mağarası'nın burada olduğuna inanılır. İncil yazarlarından Pavlus'un da doğum yeri olan Tarsus, Hristiyanlarca kutsal bir hac yeri olarak kabul edilir. Kudüs'teki Kıyamet Kilisesi'nden sonra en kutsal mabetlerden sayılan Aziz Pavlus Kilisesi ve Aziz Pavlus Kuyusu buradadır. Dünyanın ilk kanalizasyonlu tarihi Roma Yolu, Roma Hamamı, Kleopatra Kapısı, Taşkuyu Mağarası, Tarsus Şelalesi ve Tarsus Barajı gibi eşsiz doğal ve tarihi zenginlikleri barındıran kent, 1082 yılında Anadolu Selçuklu Devleti hükümdarı I. Süleyman Şah tarafından fethedilmiş olup günümüzde Türkiye Cumhuriyeti sınırlarında korunan en değerli kültür miraslarından biridir.