Denizli ilinin önemli bir ilçesi olan Serinhisar, Denizli-Antalya karayolunun 35. kilometresinde, Karaağaç Ovası'nın kuzey kesiminde yer almaktadır. Deniz seviyesinden yüksekliği ortalama 956 metre olan ilçenin yüzölçümü 256 km²'dir. Çevresinde Acıpayam, Tavas, Honaz ve Denizli merkez ilçeleri konumlanmaktadır. 1988 yılına kadar Acıpayam ilçesine bağlı bir kasaba olan ve Kızılhisar adıyla bilinen yerleşim, bu tarihte ilçe statüsü kazanarak Serinhisar adını almıştır.
Köklü Tarihsel Geçmiş ve Anadolu Medeniyetleri
İlçenin bilinen en eski yerleşim alanı olan şimdiki Kaya Mahallesi ve civarının, MÖ 1500-1400 yıllarında Hititler (Etiler) tarafından kurulduğu sanılmaktadır. Tarih boyunca sırasıyla Hitit Devleti, İonlar-Akarlar, Lidyalılar, Persler, Karyalılar, Makedonyalılar (Büyük İskender İmparatorluğu) ve Roma İmparatorluğu egemenliğine giren bölge, MS 395'te Roma'nın parçalanmasıyla Doğu Roma İmparatorluğu sınırlarında kalmıştır. MS 1077 yılında Anadolu Selçukluları tarafından fethedilen bölgeye Oğuzların çoğunlukla Avşar boyuna mensup Türkmenler yerleşmiştir.
Kızılhisar İsminin Kökeni ve Tarihi Hisar
Selçuklu Hanedanı döneminde Kepez-Yerlikaya adı verilen bölge, 1300-1310 yıllarında taş ve tuğladan inşa edilen küçük bir hisar nedeniyle Kızılhisar olarak anılmaya başlanmıştır. Bu ismin verilmesindeki temel etken, bölgedeki tuğla ve toprağın kırmızı renge sahip olmasıdır. Osmanlı İmparatorluğu döneminde bakımsızlık nedeniyle yıkılan ve temelleri toprak altında kalan hisarın kalıntıları, Yenice Mahallesi içinde sonradan kurulan Numune semtindeki evlerin altında kalmıştır. Mithatpaşa İlkokulu ve çevresi hisarın eski avlusu olup, bu bölgeye sonradan Ağalartarlası adı verilmiştir.
İlçe Ekonomisi ve Dünyaca Ünlü Leblebicilik
Serinhisar'da ekonomik faaliyetlerin odak noktasını leblebicilik ve besicilik oluşturmaktadır. İlçe, özellikle Ortadoğu ülkelerine gerçekleştirdiği leblebi ihracatı ile ekonomik alanda son derece önemli bir konuma yükselmiştir. Tarım ve ticaretin de önemli gelir kaynakları arasında yer aldığı ilçede, geçmiş yıllarda yoğun olarak icra edilen geleneksel testicilik ve urgancılık zanaatları ise gün geçtikçe önemini kaybetmektedir.