Sarıçay, Çanakkale il sınırları içerisinde, Biga Yarımadası'nda yer alan ve tarih boyunca bölgenin coğrafi karakterini şekillendirmiş son derece önemli bir akarsudur. Kaynağını Kaz Dağları'ndan alan bu nehir, yaklaşık 40 kilometre boyunca akarak Çanakkale şehir merkezinden geçer ve Çanakkale Boğazı'na dökülür. Tarih boyunca Çanakkale şehrinin hem gelişiminde hem de toplumsal hafızasında derin izler bırakmış olan Sarıçay, özellikle 19. ve 20. yüzyıllarda yol açtığı yıkıcı taşkınlarla bilinmektedir.
Coğrafi Konum ve Havza Özellikleri
Sarıçay havzası, yaklaşık 393,78 kilometrekarelik bir drenaj alanına sahip olup, nehir ve kolları tarafından derin bir şekilde parçalanmış, arızalı bir plato görünümündedir. Doğu-batı doğrultusunda uzanan ve kabaca üçgen şeklinde olan bu havzanın en yüksek noktaları, su bölümü hattında bulunan 833 metre yüksekliğindeki Dede Tepe ve 934 metre yüksekliğindeki Ağı Dağı zirveleridir. Bölgenin iklimsel özelliklerini yansıtan Sarıçay'ın debisi kış ve ilkbahar aylarında karların erimesi ve yoğun yağışlarla en üst seviyeye ulaşırken, yaz aylarında oldukça zayıflar. Yapılan ölçümlere göre akarsuyun debisi saniyede maksimum 11,90 metreküpe kadar çıkabilirken, minimum seviyede ise sıfıra yaklaşmaktadır.
Akarsuyun Drenaj Ağı ve Kolları
Sarıçay, su toplama havzasının doğu ve güney kesimlerinden en önemli kollarını alır. Havzanın güneyindeki yüksek kesimlerden gelen Değirmen Dere ve Kestane Dere, günümüzde Atikhisar Barajı'na bağlanan kollardandır. Havzanın en büyük kolunu ise doğudaki platolardan doğan Nurkaya Dere oluşturmaktadır. Buna karşılık havzanın kuzey kesiminde drenaj yapısı daha zayıf gelişmiş olup, bu bölgedeki tek belirgin kol Atikhisar Barajı yakınlarında ana akarsuya katılan Çile Dere'dir.
Tarihçe ve Taşkın Mücadeleleri
Osmanlı dönemi arşiv kayıtlarında Sarıçay; bulunduğu coğrafyaya ve idari merkezlere göre farklı isimlerle anılmıştır. Bu isimler arasında Rodesi Nehri, Sarıçay Nehri, Çanakkale Çayı ve Çanakkale'nin tarihi idari merkezi olan Kal'a-i Sultaniye'ye atfen Kal'a-i Sultaniye Çayı bulunmaktadır. Fatih Sultan Mehmed döneminde şehrin kurulmasından itibaren hem bir yaşam kaynağı hem de bir tehdit unsuru olan bu akarsu, Çanakkale Kalesi ve çevresindeki yerleşim birimlerini korumak adına erken dönemlerden itibaren taş (kargir) setlerle kontrol altına alınmaya çalışılmıştır. 1861-1901 yılları arasında meydana gelen büyük taşkınlar, yüzlerce ev ve dükkanın sular altında kalmasına, tarım arazilerinin yok olmasına ve nehir üzerindeki ahşap ve kargir köprülerin yıkılarak şehrin iki yakası arasındaki ulaşımın kopmasına yol açmıştır. Kronikleşen bu taşkın problemi, 1901 yılında planlanan ancak bütçe yetersizliği nedeniyle hayata geçirilemeyen ıslah projesinin ardından, nihayet 1975 yılında inşa edilen Atikhisar Barajı ile büyük ölçüde kontrol altına alınabilmiştir.
Çevresel Tehditler ve Ötrofikasyon
Günümüzde Sarıçay, havza boyunca gerçekleştirilen yoğun tarımsal faaliyetler, hızlı kentleşme baskısı ve özellikle arıtılmamış evsel atık suların doğrudan deşarj edilmesi sebebiyle ciddi çevre sorunlarıyla karşı karşıyadır. Bu insan kaynaklı atıklar, akarsuyun denize döküldüğü ağız kısımlarında kültürel ötrofikasyon (insan kaynaklı besin zenginleşmesi) problemine yol açarak akarsu ekosisteminin hassas dengesini olumsuz yönde etkilemektedir.