Oylum Höyük'ün Konumu ve Coğrafi Yapısı
Oylum Höyük, Kilis ilinin 7 km doğu-güneydoğusunda, Oylum köyü yakınlarında yer almaktadır. Höyük; doğu-batı doğrultusunda Fırat Vadisi ile Amik Ovası'nı, kuzey-güney doğrultusunda ise Anadolu Platosu ile Kuzey Suriye ulaşım hatlarını birbirine bağlayan son derece kritik bir geçiş noktasında yer alır. Holosen devirde Kilis Ovası'nın ılıman, dolayısıyla flora ve fauna yönünden zengin doğası, bölgenin insan yerleşimi açısından elverişliliğini oldukça yüksek kılmıştır. Taban boyutları 460 x 320 metre olan bu büyük höyüğün yüksekliği kuzey kesiminde 22 metre, güney kesiminde ise 37 metredir. İki ayrı tepeden oluşan höyük, bir boyunla birbirine bağlanmaktadır. Batı ve doğu yamaçlarında köy evlerinin yapılması ve toprak çekilmesi nedeniyle tahribata uğramış olsa da tescilli bir sit alanıdır.
Kazı ve Araştırma Tarihçesi
Bölgedeki arkeolojik araştırmaların kökeni 1950'li yıllara kadar geri gitmektedir. J. Garstang, B. Hrozny, M.V. Seton-Willams, P. van der Meer ve C. Hillen bölgede çalışma yürüten ilk bilim insanları arasındadır. Kilis çevresinin arkeolojik yönden değerini ilk ortaya atan ise İslahiye Ovası çalışmalarında Mezra Höyük'ün arkeolojik önemini ortaya koyan U. B. Alkım olmuştur. Oylum Höyük üzerindeki ilk kapsamlı araştırmalar 1985 yılında Prof. Dr. Engin Özgen başkanlığındaki bir ekip tarafından başlatılmıştır. Arkeolojik kazılar ise 1987 yılında Hacettepe Üniversitesi ve Gaziantep Müzesi tarafından başlatılmış, 1990 yılından itibaren yine E. Özgen başkanlığında Hacettepe Üniversitesi ve İstanbul'daki Alman Arkeoloji Enstitüsü ortaklığında devam ettirilmiştir. Kazı çalışmalarını uzun yıllar yürüten Prof. Dr. Engin Özgen, höyüğün Dünya Kültür Mirası listesine alınması yönünde de yoğun çaba harcamıştır.
Kültür Katmanları, Yaşam ve Diyet Alışkanlıkları
Höyükteki yerleşim Kalkolitik Çağ (Obeid Kültürü) döneminden Helenistik Dönem'e kadar kesintisiz bir şekilde iskân edilmiştir. Roma Dönemi izleri ise güney yamaçlardan elde edilen çanak çömleklerle takip edilebilmektedir. Kazılarda henüz ana toprağa ulaşılamamış olsa da bugüne kadarki bulgular Tunç Çağı ve Demir Çağı'nda buranın son derece önemli bir yerleşim yeri olduğunu göstermektedir. Kalkolitik Çağ ve Tunç Çağı katmanlarında yapılan kazılarda, geçmişte büyük bir yangın geçirmiş kerpiç duvarlı yapılar ortaya çıkarılmıştır. Bu katmanda dizleri karnına kıvrılmış (hocker) vaziyette gömülmüş, belden yukarısı tahrip olmuş Akdeniz ırkından bir erkek cesedi ile üç bebek cesedi bulunmuştur. Geç Uruk Dönemi katmanında ise ölülerin doğrudan evlerin tabanına gömüldüğü saptanmıştır. Höyüğün Kalkolitik Çağ yerleşimcilerinin ağırlıklı olarak tahılla beslendikleri, buna ek olarak bakla, mercimek, incir, üzüm ve çeşitli sebzeleri tükettikleri belirlenmiştir.
Kraliyet Merkezi Bulguları ve Eşsiz Eserler
Anadolu'nun en büyük höyüklerinden biri olan Oylum Höyük, aynı zamanda bölgedeki bir krallık merkezi olarak değerlendirilmektedir. Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Arkeoloji Bölümü Başkanı Yrd. Doç. Dr. Atilla Engin başkanlığındaki kazılarda, höyüğün bir krallık merkezi olduğuna dair öngörüleri kuvvetlendiren çok önemli kanıtlara ulaşılmıştır. Helenistik Dönem yapı katındaki kazılarda, büyük taş bloklarla inşa edilmiş görkemli bir yapı ve çevresinde gümüş, bakır ve tunçtan sikkeler bulunmuştur. Bu yapıdaki seramikler MÖ 1. bine tarihlenmektedir. Yapıda ele geçen kireç taşından yapılma silindirik bir mühür üzerinde, topuklarına kadar uzanan elbise giymiş bir erkeğin, tanımlanamayan iki ayaklı bir yaratığa ok atmak üzere olduğu resmedilmiştir ve bu tarz işlemeler Yeni Asur mühürlerinden bilinmektedir. Höyüğün kuzey yükseltisinde 2007-2009 yıllarında yapılan çalışmalarda ise Orta Tunç Çağı II'ye tarihlenen bir yapıda adak buluntuları ele geçirilmiştir. Bakır bir balta ile tunçtan bir tanrı ve tunçtan bir tanrı çifti heykelciğinden oluşan bu adak eşyaları, yapının tanrılar tarafından korunmasını sağlamak amacıyla temel ve taban altına yerleştirilmiştir.