Nusretiye Camii, İstanbul'un Beyoğlu ilçesine bağlı Tophane semtinde yer alan, 19. yüzyılda inşa edilmiş tarihi bir selatin camidir. Halk arasında daha çok Tophane Camii olarak bilinen bu anıtsal yapı, tarihi İstanbul sınırlarının dışında inşa edilmiş en büyük camilerden biri olma özelliğini taşır. Osmanlı Barok ve Neoklasik mimari tarzlarının izlerini taşıyan cami, 1823 yılındaki büyük Firuzağa yangınında tamamen yanarak kül olan ahşap Arabacılar Kışlası Camisi'nin yerine Sultan II. Mahmud tarafından yaptırılmıştır. İnşaat süreci 1823 yılında başlamış ve üç yıl süren çalışmaların ardından cami, 8 Nisan 1826 tarihinde ibadet açılmıştır.
Tarihçe ve Nusretiye İsminin Kökeni
Caminin mimarlığını, Osmanlı İmparatorluğu'na saraylar ve köşkler kazandıran Balyan ailesinin ilk kuşağından Meremetçi Bali Kalfa'nın oğlu Krikor Amira Balyan üstlenmiştir. Caminin tamamlanmasının ardından Sultan II. Mahmud, 8 Nisan 1826'da saltanat kayığı ile Tophane İskelesi'ne gelerek görkemli bir törenle açılışı gerçekleştirmiştir. Caminin "Nusretiye" olarak adlandırılmasının arkasında iki temel görüş bulunmaktadır; bunlardan ilki yangından zarar gören halka yapılan yardımlardır. Diğer yaygın görüş ise, açılıştan birkaç ay sonra Yeniçeri Ocağı'nı kaldıran II. Mahmud'un bu askeri zaferinin anısına yapıya bu ismi vermesidir. Ayrıca caminin açılışı münasebetiyle ön yüzünde tuğra ve Nişan-ı İftihar, arka yüzünde ise Camii Nusret ibaresi ile 1247 tarihi bulunan özel bir madalya da bastırılmıştır.
Mimari Özellikleri ve Sanatsal Detaylar
Nusretiye Camii, yüksek bir kaide üzerinde, 15,5 x 15,5 metre ölçülerinde kare planlı ve tek kubbeli bir yapı olarak inşa edilmiştir. Caminin iç kısmından ölçüldüğünde 29 metre yüksekliğe ve 15 metre çapa sahip olan heybetli kubbesi, mekanın en belirgin mimari unsurlarındandır. Yapıya, Avrupa'nın barok tarzında tasarlanmış, 4 metre yüksekliğinde ve 2,10 metre genişliğinde son derece görkemli bir kapıdan giriş sağlanır. Giriş kapısının üzerindeki hat yazısı Yesarizade Mustafa İzzet Efendi'ye aittir. Caminin iç mekânını çevreleyen Amme (Nebe) Suresi ise ünlü hattat Mustafa Rakım Efendi'nin imzasını taşır. Yapıda ayrıca hat sanatçısı Recai Şakir Efendi'nin de eserleri yer almaktadır. Caminin doğu ve batı cephesinde yer alan çıkıntılı yapılar hünkâr kasrı olup, deniz yönüne bakan güney cephesinde ise doğrudan Sultan girişi bulunmaktadır.
Minarelerin Hikayesi ve Restorasyon Çalışmaları
Caminin çok ince tasarlanmış yivli ve ikişer şerefeli iki minaresi, açılış gününden hemen sonra önemli bir değişime uğramıştır. 8 Nisan 1826'daki törende kubbenin mahyaları kapattığını fark eden Sultan II. Mahmud'un talimatıyla, 14 Mayıs 1826'da minareler alt şerefelere kadar yıktırılmıştır. Bu süreçte Hacı Mıgırdiç Çarkyan ikinci kalfa ve resimcibaşı olarak görev almış, üst şerefeler daha yükseğe taşınarak minareler yeniden inşa edilmiştir. Yıllar içinde yıpranan cami, 1955-1958 yılları arasında kapsamlı bir onarım görmüştür. 1960'lara doğru minarelerden birinin petek kısmı tehlikeli bir şekilde eğrildiği için sökülüp tamamen baştan yapılmıştır. Cami ayrıca 1980-1982 yılları arasında da kısmi bir restorasyon sürecinden geçmiştir.
Şadırvan, Muvakkithane ve Çevre Yapıları
Caminin sol tarafındaki avluda, 10 sütun üzerine oturan kubbeli şadırvan bulunmaktadır. Geçmişte bu şadırvanın kubbe külahının üzerinde, başka hiçbir şadırvanda örneği olmayan güneş ışınları biçiminde bir alem yer almaktaydı; ancak 1855-1860 yıllarında çekilen fotoğraflarda görülen bu alem günümüze ulaşamamıştır. Cami avlusunda ayrıca aslen caddenin karşısında, kışla kapısının yanında yer alan ancak 1956'daki yol genişletme çalışmaları sırasında sökülerek cami yanına taşınan sebil ve muvakkithane binaları bulunur. Cami mimarisine uygun olarak 1901 yılında II. Abdülhamid tarafından İtalyan mimar Raimondo D'Aronco'ya yaptırılan tarihi çeşme ise, 1956 yılında yerinden sökülerek Maçka'ya, İstanbul Teknik Üniversitesi binasının karşısına kurulmuştur.