Nasreddin Hoca Türbesi, Türk kültürünün ve mizahının en önemli sembollerinden biri olan Nasreddin Hoca'nın mezarının bulunduğu yapıdır. 1284 yılında Akşehir'de vefat eden ve buraya defnedilen Nasreddin Hoca'nın mezarının çevresi, ilerleyen dönemlerde bir türbe haline getirilmiştir. Birinci Anadolu beylikleri dönemine tekabül eden 14. yüzyılda yapıldığı tahmin edilen bu eser, erken dönem Anadolu Türk mimari tarzını yansıtan önemli bir kültür varlığıdır.
Türbenin mimari yapısı incelendiğinde, iç içe geçmiş iki baldaken kısımdan oluştuğu görülür. Orijinalinde 6 yuvarlak sütun üzerine oturan yapıya, sonradan dış tarafa gelecek şekilde 12 desteğe oturan çokgen bir revak kuruluşu eklenmiştir. Yapı, 1878 yılında 12 adet sütunun taşıdığı piramit biçimli bir külah ile kapatılarak bugünkü genel görünümünü kazanmıştır.
Mizahi Detaylar ve Dünyanın Ortası
Türbenin en bilinen ve ilgi çeken yönü, dört tarafının açık olmasına karşılık bir tarafının asma kilitle kapalı olmasıdır. Bu tezat mimari unsur, Nasreddin Hoca'nın hayata bakışını ve meşhur mizah anlayışını yansıtan ikonik bir sembol haline gelmiştir. Bunun yanı sıra, türbenin hemen ön kısmında Dünyanın ortasını sembolize eden özel bir platform bulunmaktadır.
Tarihi Onarımlar ve Kabristan
Farklı dönemlerde onarım gören türbe, 1906 yılında Konya Valisi Faik Bey'in talimatıyla geniş kapsamlı bir restorasyondan geçirilmiş ve bu çalışmayı belgeleyen tarihi bir kitabe eklenmiştir. Geçmişte Nasreddin Hoca'nın soyundan gelen kimseler türbenin bakımıyla görevlendirilerek vergiden muaf tutulmuş ve kendilerine maaş bağlanmıştır. Günümüzde türbenin içerisinde Nasreddin Hoca'nın sandukasıyla birlikte I. Mehmed'in kızı Habibe'nin de mezarı yer almaktadır.