Kuruçay Höyüğü'nün Konumu ve Keşfi
Burdur'un 15 kilometre batısında, Kuruçay köyünün 1,5 kilometre güneybatısında yer alan Kuruçay Höyüğü, Burdur Gölü'ne hakim bir tepe üzerinde konumlanmıştır. Üç tarafı derin dere yataklarıyla çevrili olan höyük, 90 x 60 metre boyutlarında bir arkeolojik alana yayılmakta ve 8 metre yüksekliğe ulaşmaktadır. En üst noktası Burdur Gölü'nden 110 metre yükseklikte olan höyükteki ilk araştırmalar, 1964 yılında Hacılar Höyük kazıları sırasında J. Birmingham'ın yüzey araştırmalarıyla başlamıştır. İlerleyen yıllarda Burdur Müzesi ve İstanbul Üniversitesi'nden M. Özsait bölgede yüzey toplamaları yapmış; sistemli arkeolojik kazı çalışmaları ise 1978-1988 yılları arasında Prof. Dr. Refik Duru başkanlığında yürütülmüştür.
Tarihsel Tabakalanma ve Kültürel Dönüşüm
Kuruçay Höyüğü'nde yürütülen kazılarda Neolitik Çağ, Kalkolitik Çağ ve Tunç Çağı'na tarihlenen toplam 13 yapı katı açığa çıkarılmıştır. Bu katmanların en altında Erken Neolitik döneme ait 12. ve 13. katlar yer alırken, en üstte İlk Tunç Çağı II'ye ait 1. kat bulunmaktadır. Yapılan araştırmalar, Geç Neolitik ile Erken Kalkolitik yerleşimlerinin kesintisiz tek bir kültürü temsil ettiğini ortaya koymaktadır. Ancak Geç Kalkolitik yerleşimi, höyüğün eskisiyle ilişkisi bulunmayan tamamen farklı bir topluluk tarafından kurulan yeni bir yaşam sürecini işaret etmektedir. Tarihlendirme çalışmalarına göre Erken Kalkolitik dönem günümüzden 7.214 (+- 38) yıl öncesine, Geç Kalkolitik dönem ise günümüzden 4.740 - 4.620 yıl öncesine dayanmaktadır.
Mimari Yapı ve Güçlü Savunma Sistemleri
Höyüğün Erken Kalkolitik dönemdeki 7. yapı katında, taş temeller üzerine kerpiçten inşa edilmiş tek odalı, dikdörtgen veya yamuk planlı evler bulunmuştur. Bu yerleşimin, 1,3 metre kalınlığında taş temelli bir sur ile çevrili olduğu saptanmıştır. Geç Kalkolitik'in 6A evresine gelindiğinde ise mimari yapı belirgin şekilde değişmiş, sokaklar ve avlular kapatılarak dışa kapalı savunmayı ön plana çıkaran korunaklı bir kasaba modeli benimsenmiştir. Doğu, kuzey ve kuzeybatıda üç büyük girişi olan bu kasabanın merkezinde tapınak olduğu düşünülen özel bir yapı ile "Bey'in özel konutları" olarak adlandırılan iki yapı yer alır. Tapınak içerisinde iki dikme, ortada bir ocak/sunak, yalaklı bir fırın ve topraktan dikdörtgen bir masa bulunmuştur.
Buluntular, Yaşam ve Gömü Gelenekleri
Arkeolojik çalışmalarda Erken Kalkolitik tabakalarda çok sayıda kilden yapılma kadın heykelciği bulunmuş, Geç Kalkolitik tabakalarında ise ana tanrıça ile koyun ve keçi figürlerine rastlanmıştır. Çanak çömlek geleneğinde boğa başı gibi hayvan betimlemeleri göze çarparken, yontma taş endüstrisinde çoğunlukla yakın kuzeydeki Bağ Deresi kaynaklı çakmak taşları ile az miktarda obsidiyen kullanılmıştır. Höyükte yaşayan topluluğun beslenmesinin buğdaygiller, emmer, arpa ve mercimeğe dayandığı; ayrıca koyun ve keçi yetiştirmelerine rağmen yabani sığır, yaban domuzu, yaban koyunu, yaban mandası ve alageyik gibi yabanıl türleri de avladıkları anlaşılmıştır. Erken Kalkolitik dönemde yalnızca 3 mezar bulunurken, Geç Kalkolitik dönemde evlerin tabanına kumaşa sarılarak gömülmüş çocuklara ait 50 çömlek mezar ve 4 normal gömü saptanmıştır. Bu mezarların hiçbirinde gömü armağanına rastlanmamıştır.