Küre, Kastamonu iline bağlı, iki dağ arasında konumlanmış bir vadide kurulu küçük bir orman kasabası ve tarihi bir ilçedir. Yerleşimin kuruluş tarihi tam olarak bilinmemekle birlikte, Vital Cuinet'in 1891 tarihli "Turgie d'Asia" adlı eserinde buradaki madenlerin MÖ 9. yüzyıldan beri kullanıldığı; Romalılar, Bizans, Cenevizliler (imtiyaz sahibi olarak) ve Türkler tarafından işletildiği belirtilmiştir. Bölgedeki Kalkolitik Dönem yerleşimleri ve civarda başka bir maden ocağının olmaması, Küre'deki madencilik faaliyetlerinin tarih öncesi çağlara kadar uzandığını desteklemektedir. Anadolu'nun Selçuklu egemenliğine girmesiyle de önemini koruyan yerleşim, Candaroğulları döneminde 1332 yılında inşa edilen Aşağı Mescit (Ulu Hacı Mescidi) gibi bölgenin en eski yapılarına ev sahipliği yapmaktadır.
Bakır Madenciliği ve Osmanlı Dönemi
Yerleşim, 1423 yılında gerçekleşen Taraklı Borlu Muharebesi sonrasında Osmanlı hâkimiyetine girmiştir. Osmanlı kaynaklarında Küre, maden ocağı anlamına gelen "küre" ile bakır anlamına gelen "nühâs" kelimelerinin birleşiminden oluşan "Küre-i Nühâs" ismiyle kaydedilmiştir. Buradan çıkarılan zengin bakır madenleri o kadar büyük bir öneme sahipti ki, İstanbul'un fethinde kullanılan meşhur bakır topların dökümünde de Küre bakırının kullanıldığı anlaşılmaktadır. 1487 tarihli kayıtlara göre yerleşimde Abdüssamed Cami Mescidi, Bab-ı Mescidi ve Tekke-i Kebir Mescidi gibi isimlerle anılan 10 mahalle bulunmaktaydı. Ünlü seyyah Katip Çelebi, 17. yüzyılın ilk yarısında kasabada zanaat, işçilik, ticaret ve idari işlerle uğraşan 628 erkeğin yanı sıra madenlerde çalışan 100 işçi ve kölelerin de bulunduğunu aktarmıştır. Kasaba, 1923 yılında yaşanan büyük yangında ciddi şekilde hasar görmüş ve nüfusunun büyük kısmı İnebolu'ya göç etmek zorunda kalmıştır.
Doğal Güzellikler ve Küre Dağları
Küre, coğrafi konumu itibarıyla Kastamonu-İnebolu yolu üzerinde yer almakta olup deniz seviyesinden ortalama 981 metre yüksekliktedir. Kastamonu il merkezine 60 kilometre, İnebolu sahiline ise 30 kilometre mesafede bulunan ilçe, 406 kilometrekarelik bir yüzölçümüne sahiptir. İlçe toprakları, Türkiye'nin en görkemli doğal alanlarından biri olan Küre Dağları sınırları içerisinde kalmaktadır. Zengin bir floraya sahip olan bu bölge; birçok nehir, şelale, kanyon ve vadiyi bünyesinde barındırmaktadır. Dünyaca ünlü Valla Kanyonu ve Çatak Kanyonu da bu büyüleyici sınırlar içerisinde yer almaktadır. Ormancılık ve bakır madenciliği ise günümüzde de yerel halkın en önemli geçim kaynaklarını oluşturmaktadır.
Görülmeye Değer Tarihi Miras ve Kültür
İlçenin en gözde tarihi yapılarından biri, MS. 1400'lü yıllarda yapıldığı bilinen tarihi Küre Akşemseddin Camii'dir. Bu cami; etkileyici mimarisi, akustiği, özgün kapısı ve minberindeki ince ağaç işlemeleriyle tarih ve sanat meraklılarının mutlaka görmesi gereken bir eserdir. 800 metrekarelik kullanım alanına sahip ve 1800 cemaat kapasiteli bu yapı, ilk günkü özgün hâlini koruyarak günümüzde de ibadete açık durumdadır. Ayrıca ilçede 2009 yılından itibaren gelenekselleşen Küre Kilim Festivali düzenlenmekte, çeşitli konserler ve turnuvalarla ilçenin kültürel zenginliği yaşatılmaktadır.