Kültepe (Kaneş / Neşa) Nedir?
Kültepe (kül tepesi), antik adı Kaneş (Kanesh, bazen Kaniş/Kanish) veya Neşa (Nesha) olarak da bilinen, Kayseri ilinde yer alan ve MÖ 3. binyılın başlarından (Erken Tunç Çağı) itibaren yerleşim gören son derece önemli bir antik kent ve arkeolojik sit alanıdır. Kayseri Kültür Varlıklarını Koruma Kurulunun 06.11.1993 tarihli ve 1621 sayılı kararıyla 1. derece arkeolojik sit alanı ilan edilmiş olan Kültepe, asıl ününü MÖ 2. binyılın başlarındaki (Orta Tunç Çağı) ticari önemiyle kazanmıştır. 2014 yılından bu yana Türkiye'deki Dünya Mirası Alanları Geçici Listesi'nde yer alan bu büyüleyici tarihi yerleşim, Anadolu tarihine ışık tutan en kıymetli hazinelerden biridir.

Kültepe Höyüğü arkeolojik sit alanı, büyük bir höyük (tepe) ve MÖ 2. binyılın başlarında Asur dilinde ticaret bölgesi anlamına gelen bir karum'un kurulduğu aşağı şehirden oluşmaktadır. Bugüne kadar özel evlerden çıkarılan 23.500 adet çivi yazılı tablet, antik Yakın Doğu'daki en geniş özel metin koleksiyonunu oluşturmaktadır. Ayrıca Hitit dilinin en erken izleri ile birlikte, MÖ 20. yüzyıla tarihlenen yazılı buluntularla, Hint-Avrupa dil ailesinin en eski izleri de yine Kültepe'de keşfedilmiştir.


Konumu ve Coğrafi Yapısı
Kültepe, Kayseri il merkezinin yaklaşık 20 – 21 km kuzeydoğusunda, merkez ilçe olan Kocasinan'a bağlı Karaev ya da Karahöyük (yeni adıyla Kültepe Köyü) yerleşiminin hemen güneyinde yer almaktadır. Uzaktan görünümüyle kül rengi bir tepe olması nedeniyle arkeoloji yayınlarına Kültepe adıyla girmiş olan höyük, günümüzde 20 metre yükseklikte ve 550 x 450 metre boyutlarında bir tepe yerleşimidir. 19. yüzyıl sonlarından itibaren büyük tahribat gören bu alan, sistemli kazıların başlamasıyla koruma altına alınmıştır.
Arkeolojik Tespiti ve Kazı Çalışmaları
Kapadokya tabletleri olarak adlandırılan çivi yazılı kil tabletlerin kaynağını bulmak üzere Th. G. Pinches, Ernst Chantre (1893-1894), Hugo Winckler (1906) ve H. Grothe (1906) Kültepe'de kısa süreli kazılar yapmışlardır. Hedefe ulaşarak Hititçe'nin çözülmesine de büyük katkı sağlayan isim ise Çekoslovak dil bilimci Bedřich Hrozný (1925 kazıları) olmuştur. Kültepe'de 1948 yılında Tahsin Özgüç başkanlığında geniş çaplı kazılar başlatılmış olup, bu çalışmalar 2006 yılından itibaren Fikri Kulakoğlu tarafından kesintisiz olarak yürütülmektedir. Kazılar sayesinde Hitit öncesi Anadolu'nun siyasi yapısı, Asurlu tüccarların varlığı ve günlük hayata dair paha biçilemez bilgiler aydınlanmıştır.
Tarihsel Tabakalanma
Yapılan araştırmalar, Kültepe'de MÖ 3. binyıl başından Roma Dönemi'ne kadar sürekli bir yerleşim olduğunu göstermektedir. Yerleşimdeki yapı katları, eskiden yeniye doğru şu şekildedir:
- Erken Tunç Çağı I: 18. yapı katı (Höyük)
- Erken Tunç Çağı II: 17. – 14. yapı katları
- Erken Tunç Çağı III: 13. – 11. yapı katları
- Erken Tunç Çağı III - Orta Tunç Çağı: 10. – 9. yapı katları / Karum 3 – 4
- Asur Koloni Dönemi: 8. yapı katı / Karum 2 ve 7. yapı katı / Karum 1b
- Asur Koloni ve Hitit Dönemi: 6 – 5. yapı katları / Karum 1a
- Demir Çağı: 4. – 3. yapı katları
- Helenistik Dönem ve Roma Dönemi: 2. - 1. yapı katları
Kültepe'nin Eşsiz Eserleri ve Buluntuları
Kültepe kazılarında gün ışığına çıkarılan çivi yazılı tabletlerin sadece Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi ile Kayseri Arkeoloji Müzesi'ndeki sayısı 13 binin üzerindedir. Ayrıca British Museum, Louvre Müzesi ve Amerikan müzelerinde de çok sayıda tablet korunmaktadır. MÖ 19. – 17. yüzyıllar arasında Mezopotamya ile Anadolu arasındaki zengin ticari ve kültürel ilişkileri ortaya koyan bu buluntular, Kızılırmak güneyi için Erken Tunç Çağı'nın tüm evrelerini açıklayan çok değerli kanıtlar sunar.


