Köşk Höyük, Niğde il merkezine 17 km mesafede, Bor ilçesinin Bahçeli köyünde yer alan son derece önemli bir arkeolojik höyüktür. Yaklaşık 80 metre çapında ve 15 metre yükseklikte olan bu tarihi yerleşimde ilk tespitler 1961 yılında yapılmıştır. Höyükteki bilimsel kazı çalışmaları ise 1981 yılında Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi adına Prof. Dr. Uğur Silistreli başkanlığında başlatılmış ve 1992 yılına kadar sürdürülmüştür. Kazılara 1996 yılında aynı fakülteden Prof. Dr. Aliye Öztan başkanlığında yeniden başlanmıştır. Köşk Höyük'te gerçekleştirilen kazılarda elde edilen eşsiz buluntular günümüzde Niğde Müzesinde sergilenmektedir. Müzede, diğer önemli buluntuların yanı sıra MÖ 4883 yılına tarihlenen Kalkolitik dönem bir ev modelinin birebir ölçülerdeki modeli sergilenmektedir.
Köşk Höyük Tabakalanması ve Mimari Özellikleri
Höyükte yürütülen kazılarda yerleşimin Erken Neolitik Çağ, Geç Neolitik Çağ ve Erken Kalkolitik Çağlarda sürdüğü saptanmıştır. Neolitik ve Kalkolitik yerleşmelerde üç yapı katı görülmüştür. Yukarıdan aşağıya I. yapı katı Kalkolitik, II. yapı katı Geç Neolitik, III. yapı katı ise Erken Neolitik evresine tarihlenmiştir. Höyüğün güney yamacında bulunan bir havuz ise Roma Dönemi yerleşimini göstermektedir. I. yapı katındaki mimari yapılar, iyi korunmamakla birlikte taş temeller üzerine kerpiç duvarlarla inşa edilmiştir. Bu katmanda üç adet fırın ve bu fırınların hemen yanında iyi sıvanmış yuvarlak ambarlar bulunmuştur. Öğütme taşları, dibekler, havan, havanelleri ve toprak kaplar bu alandaki diğer buluntulardır. Ağaç dikmelere dayanan bir tavanla örtüldüğü anlaşılan oldukça geniş bu mekanın bir erzak küpünün yanında iki tanrıça heykelciği ile stilize boğa boynuzu şeklinde iki parça yer almaktadır. Bu buluntulardan dolayı mekanın bir kutsal mekan olduğu düşünülmektedir. Buradaki tanrıça heykelciklerinin I. ve II. yapı katlarında bulunan örneklerinden daha stilize modeller olduğu belirtilmektedir.
Erken Neolitik Evresi ve Zengin Buluntular
Höyüğün III. yapı katında mimari taş temeller üzerine kerpiç duvarlı ve dörtgen planlıdır. Yapıların taban ve duvarlarının özenli bir biçimde sıvandığı görülmüştür. İki odalı bir evde erzak küplerinin konulduğu ayrı bir kiler saptanmıştır. III. tabakada bulunan çanak çömlek üzerinde insan, hayvan ve geometrik kabartmalar görülmektedir. İnsan figürlerinde ana tanrıçalar ve erkekler betimlenmiştir. Öte yandan inek, boğa, eşek, keçi, koç, kaplumbağa, antilop ve kuş gibi çeşitli hayvan kabartmaları da vardır. III. tabaka çanak çömleğinin bu bezeme çeşitliliği, bu iskandaki insanların günlük yaşamları, inançları ve çevredeki fauna açısından çok geniş bilgi sunmaktadır. Çanak çömlek çeşitliliği oldukça fazladır; meyvelikler, dörtgen kutular, fincanlar, kaseler, uzun ve kısa yuvarlak karınlı çömlekler, küpler ve kadın biçiminde çömlekler ele geçmiştir. Taş aletlerin büyük bir kısmı Melendiz Dağı'nın sunduğu zengin kaynaklardan elde edilen obsidiyenden yapılmıştır. Obsidiyen aletlerde özellikle hançer, bıçak, ok ve mızrak ucu gibi silahlar özenle işlenmiştir. Kemikten yapılma biz, iğne, hançer, tören baltası ve mühürler de ele geçen diğer buluntulardır.
Eşsiz Ölü Gömme Gelenekleri ve Kil Sıvalı Kafatasları
Ölü gömme geleneği, ölülerin evlerin altına gömüldüğünü göstermektedir. Çoğunlukla basitçe gömülmelerine rağmen küpler içinde ya da taş sandukalarla gömülmüş gömülere de rastlanmaktadır. II. ve III. tabaka yerleşiminde ata kültü olduğu, boyalı kafatası buluntularından anlaşılmaktadır. Kuruyan kafatasının kil ya da alçı ile sıvandığı ve göz çukurlarına siyah taşlar yerleştirildiği görülmektedir. Bir çocuk kafatasında da aynı işlemler uygulanmıştır. Ölüler kişisel eşyaları, içine yiyecek ve içecek konan kaplarla birlikte gömülmüştür. Erken Neolitik yerleşim tabakalarında 2008 yılına kadar 19 insan kafatası bulunmuştur. Bunlar kille sıvandıktan ve kilden boyun yapıldıktan sonra hasıra sarılarak yerleşme içindeki belli bir odaya konulmuş halde bulunmuştur. Başsız ya da başlı gömütlerin tümü evlerin tabanının altına gömülüdür. On üç kafatasında kil, yüz hatlarını verecek şekilde işlenmiş ve yüzün tümü kırmızıya boyanmıştır. Diğer altı kafatasında benzer işlemler yapılmamıştır. Bu ölü gömme geleneğinin yerleşmenin sadece Neolitik evrelerinde uygulandığı, Kalkolitik evrede tümüyle terk edildiği saptanmıştır. Bu gelenekte ölü önce evin tabanında açılan bir mezara hocker (dizler göğüse çekilmiş) durumunda gömülmekte, etlerin çürümesinden sonra mezarın sadece baş kısmı açılarak kafatası, alt çene kemiği ve en üstteki iki omur çıkarılıp kille sıvanmaktadır.
Roma Havuzu ve Kültürel İlişkiler
Höyüğün güney yamacında bulunan mermer Roma havuzu 2,5 metre derinlikte olup 23 x 66 metre boyutlarındadır. Havuz, suyunu höyükten çıkan doğal bir kaynaktan almaktadır. Yakındaki Melendiz Dağı'nın zengin obsidiyen kaynakları sayesinde höyüğün hem Neolitik hem de Kalkolitik yerleşmeler boyunca obsidiyen üretiminde ve ticaretinde önemli bir merkez olduğu anlaşılmaktadır. Ana tanrıça kültü, boğa kültü, tek ve çok renkli çanak çömlek ilişkileri, yerleşimin Çatalhöyük, Canhasan ve Hacılar Höyük ile benzerlikler gösterdiğini, dolayısıyla kültürel bir ilişki içinde olduğunu göstermektedir. Tüm bu buluntulara göre Köşk Höyük'ün, Çatalhöyük Erken Neolitik'in geç evresi, Çatalhöyük Batı, Canhasan ve Hacılar Erken Kalkolitik dönem kültürleriyle paralellik gösterdiği belirtilmektedir.