Kayalıdere Ören Yeri’ne Genel Bir Bakış
Muş ilinin Varto ilçesine bağlı Kayalıdere Köyü sınırları içerisinde yer alan Kayalıdere Kalesi ve Kaya Mezarı, bölgenin en önemli tarihi zenginliklerinden biridir. Eski adı 1928 yılı kayıtlarında Aşağı Hınzor olan ve Ermenicede "xıntsor" (elma) anlamına gelen bu yerleşim, Muş il merkezine 72 kilometre, Varto ilçe merkezine ise 24 kilometre uzaklıkta konumlanmaktadır. Murat Nehri'nin Tepeköy'den gelen Varto Çayı ile birleştiği alanı gören stratejik bir tepede kurulu olan ören yeri, Urartu İmparatorluğu'nun batı yönündeki Elazığ ve Malatya bölgelerine açılan çıkış yolunun kontrol noktası olarak işlev görmüştür.
Urartu Dönemi ve II. Sarduri Dönemi Eserleri
Kayalıdere Kalesi ve kaya mezarının, Urartu Kralı II. Sarduri (M.Ö. 764-735) döneminde inşa edildiği tahmin edilmektedir. Urartu döneminden Muş’ta günümüze ulaşabilmiş en sağlam yapı olma özelliğini taşıyan bu yerleşim, bölgeye hakim olan bir Urartu valisi tarafından yaptırılmıştır. Kalenin kurulduğu tepe, Murat Nehri takipli stratejik doğu-batı geçiş güzergahını kontrol etmek üzere seçilmiştir. Ancak Urartuların yıkılışının ardından bu yol kullanılmaz hale gelmiş ve Kayalıdere bölgesi zamanla eski önemini kaybetmiştir.
Kazı Çalışmaları ve Altı Odalı Kaya Mezarı
Tarihi ören yeri, 1965 yılında İngiliz arkeolog C.A. Burney tarafından incelenmiştir. Yapılan kazılarda kale, tapınak, şarap mahzeni, kaya mezarı ve çeşitli küçük kalıntılar ortaya çıkarılmıştır. Bulunan kalıntılarda sembollere rastlansa da herhangi bir yazılı belgeye ulaşılamamıştır. Kalenin kurucu valisine ait olduğu tahmin edilen kaya mezarı, kalenin yükseldiği kayalığın güney tarafındaki kayalıklara oyularak inşa edilmiştir. Altı odadan oluşan bu tarihi mezar ve tapınak günümüzde hala ayaktadır; fakat kaya mezarı özellikle kaçak kazılar nedeniyle tahrip edilmiştir.
Koruma Durumu ve Baraj Projesi
Muş'un tarihi geçmişini aydınlatan en önemli merkezlerden olan Kayalıdere ören yeri ile ilgili olarak 23 Şubat 2012 tarihinde TBMM'ye bir soru önergesi verilmiş olsa da henüz somut bir koruma adımı atılmamıştır. Bölgenin geleceğini tehdit eden en önemli unsur ise, köyün ve ören yerinin 2017 yılında tamamlanması planlanan Alparslan II Barajı suları altında kalacağının tespit edilmesidir.