Ankara'nın Saklı Tarihi: Juliopolis Nekropolü
Ankara'nın Nallıhan ilçesine bağlı Çayırhan bölgesinde konumlanan Juliopolis Nekropolü, antik dönemin Bitinya ve Galatya sınırında yer alan Juliopolis Antik Kenti'nin günümüze ulaşabilmiş en önemli parçalarından biridir. İlk olarak 1999 yılında keşfedilen ve milattan sonra 1. yüzyıla tarihlenen bu nekropol alanında, Anadolu Medeniyetleri Müzesi bünyesinde yürütülen kazı çalışmalarında "Bithynia’nın kayıp kenti Juliopolis" yazılı bronz sikkeler ele geçirilmiştir. Yapılan araştırmalar sonucunda alanın Helenistik dönemde oluşturulduğu, Roma döneminde yoğun şekilde kullanıldığı ve Bizans döneminde de hizmet vermeye devam ettiği tespit edilmiştir.
Gordiou kome'den Basilium-Basileion'a Uzanan Geçmiş
Antik kent, Frig döneminde kurucu Kral Gordios'tan dolayı Gordiou kome (Gordios'un Köyü) adıyla küçük bir yerleşim yeri olarak kurulmuştur. Helenistik dönemde küçük bir kasaba olarak varlığını sürdüren kent, ünlü coğrafyacı Strabon'un eserine göre MÖ 1. yüzyılda Kleon adındaki güçlü bir haydut lideri tarafından genişletilmiştir. MÖ 27 yılında imparatorluğunu ilan eden Augustus ile iyi ilişkiler geliştiren Kleon, şehrin adını Julius Caesar'a veya Julius'lar sülalesine atfen Juliopolis (Julius'un Şehri) olarak değiştirmiştir. Konstantinopolis'ten Nikaia ve Ankyra üzerinden Kudüs'e (Judaea) uzanan Hac Yolu üzerinde yer alması nedeniyle MS 4. ve 9. yüzyıllar arasında bölgenin önemli ticaret merkezlerinden biri haline gelen kent, 9. yüzyılda İmparator I. Basil'e atfen Basilium-Basileion adını almıştır. Antik kent, 1954 yılında su tutmaya başlayan Sarıyar HES baraj gölü suları altında kalmış olsa da nekropolün bir kısmı günümüze ulaşmayı başarmıştır.
700'e Yakın Mezar ve Zengin Buluntular
Nekropol alanında gerçekleştirilen kurtarma kazıları çerçevesinde; oda, sanduka, toprak, lahit, taş plakalı ve Laginos tarzında yaklaşık 700 adet mezar keşfedilmiştir. Bölgedeki kayaç yapısının oyularak mezar açmaya elverişli olmasından dolayı en fazla tercih edilen mezar tipi, 460 adetle sanduka tarzı mezarlar olmuştur. Aladağ Çayı'nın doğusunda yoğunlaşan bu mezarlarda; takılar, metal kaplar, strigilisler, aynalar, koku şişeleri, sikkeler, kandiller ve seramik kaplar gibi çok sayıda kişisel eşya ele geçirilmiştir. Kazılarda ayrıca, ana kayaya oyulmuş merdivenli veya dromoslu oda mezarlar, üstleri taş kapak ya da çatı kiremitleriyle kapatılmış toprak mezarlar ve üst üste gömülme geleneğinin yoğun olarak uygulandığı defin alanları saptanmıştır. İçinde sikke dışında hiçbir iskelet kalıntısına rastlanmayan bir mezar ise sembolik (boş) mezar olarak değerlendirilmiştir.
Tarihi Kilise ve Savunma Duvarı Keşifleri
Nekropolün güneybatı tepe noktasında yürütülen kazı çalışmalarında, 2012 yılında kalker ana kayaya oyulmuş bir şapel tespit edilmiş, 2013 yılındaki genişletme çalışmalarıyla ise bu şapelin üzerinde yer alan bir kilise tamamen açığa çıkarılmıştır. Kazılar sonucunda kilisenin apsisi, güney nefi, güney uzun duvarı, kuzey uzun duvarı ve batıdaki girişi gün yüzüne çıkarılmıştır. Bunun yanı sıra nekropolün batı kesiminde, kuzey-güney yönünde uzanan bir savunma duvarı keşfedilmiştir. Baraj gölü kıyısından tepedeki su deposuna kadar yaklaşık 224 metre uzunluğa sahip olduğu tahmin edilen bu savunma duvarının kazılan 41.10 metrelik bölümünün genişliği 190 cm ile 220 cm arasında değişmekte olup, en tepe noktasında kule/bastiyon yapısı ile birleştiği tespit edilmiştir.