İstanbul Şehir Tiyatroları'nın Kuruluşu ve Tarihsel Kökenleri
Temelleri 1914 yılında Osmanlı İmparatorluğu döneminde Dârülbedâyi adıyla atılan İstanbul Şehir Tiyatroları, Türkiye'nin en köklü sanat kurumlarından biridir. Dönemin İstanbul Belediye Reisi Cemil (Topuzlu) Paşa'nın, şehrin kültür hayatına yakışır bir konservatuvar kurma teklifinin belediye meclisinde kabul edilmesiyle başlayan bu süreçte, 3000 liralık bir ödenek ayrılmış ve Fransız tiyatro adamı André Antoine Fransa'dan çağrılarak üç aylık bir sözleşme imzalanmıştır. Müzik ve tiyatro olmak üzere iki ana bölüme ayrılan okulun kuruluşuyla ilgilenen Antoine, Birinci Dünya Savaşı'nın patlak vermesi üzerine İstanbul'dan ayrılmak zorunda kalmıştır. Kuruluş döneminin yönetici ve öğretmen kadrosunda Reşad Rıdvan, Ali Rıfad, Zekaizade Ahmet Efendi, Rıza Tevfik ve yardımcı öğretmen olarak Muhsin Ertuğrul gibi dönemin çok önemli sanatçıları ve entelektüelleri görev üstlenmiştir.
Dârülbedayi'den Sahneye İlk Adımlar
André Antoine'ın ayrılışının ardından Dârülbedayi projesinin unutulmaması adına Kasım 1914'te basında geniş yankı bulan bir açılış töreni düzenlenmiştir. Tiyatro, kelime anlamı olarak 'Güzellikler Evi' olan Dârülbedayi ismini Ali Ekrem Bey'in önerisiyle almış ve Ocak 1915'te tamamlanan 37 maddelik ilk yönetmelikle sadece bir okul olmaktan çıkıp profesyonel temsiller veren bir topluluğa dönüşmüştür. İlk temsili olan Hüseyin Suat'ın Fransız yazar Emile Fabre'dan adapte ettiği 'Çürük Temel' oyununu, 1890 yılında Rıdvan Paşa'nın Tepebaşı'nda yaptırdığı ahşap binada 20 Ocak 1916 Perşembe günü sahnelemiştir. Maddi zorluklar nedeniyle musiki bölümünü kapatmak zorunda kalan topluluk, ilk yerli oyunu olan Halit Fahri Ozansoy'un 'Baykuş' adlı manzum dramını 2 Mart 1917'de Muhsin Ertuğrul'un yönetiminde oynamış, ardından 1919'da Yusuf Ziya Ortaç'ın 'Binnaz' eserini seyirciyle buluşturmuştur.
Kadın Sanatçıların Sahne Mücadelesi ve Muhsin Ertuğrul Dönemi
Dârülbedayi'nin kuruluş yıllarında kadın oyuncu bulmak en büyük sorunlardan biri olmuş, başlangıçta sadece gayrimüslim kadın sanatçılar sahneye çıkabilmiştir. Türk ve Müslüman kadınların sahneye adım atması Kasım 1918'de gerçekleşmiş; sahnede ilk görünen Türk kadın sanatçı, 1919 yılında Hüseyin Suat Yalçın'ın 'Yamalar' oyununda canlandırdığı rolle Afife olmuştur. 1923'ten sonra Atatürk'ün ilgisiyle birlikte Bedia Muvahhit ve Neyyire Neyir gibi öncü Türk kadın sanatçılar sahne hayatına atılmışlardır. Tiyatronun altın dönemi, 1927-1928 sezonunda genel sanat yönetimine Muhsin Ertuğrul'un getirilmesiyle başlamıştır. Ertuğrul yönetiminde temsiller son derece disiplinli ve düzenli hale gelmiş, yerli oyunlara verilen önem artarak sonraki yıllarda sürekli yükselen bir grafik sergilemiştir.
Belediyeye Bağlanma, Modern Sahneler ve Kültürel Miras
Cumhuriyet döneminde 1930 yılında kabul edilen Belediyeler Kanunu ile doğrudan İstanbul Belediyesi'ne bağlanan kurum, 1934 yılında resmi olarak İstanbul Şehir Tiyatroları adını almıştır. Günümüzde Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi, Kadıköy Haldun Taner Sahnesi, Fatih Reşat Nuri Sahnesi, Gaziosmanpaşa Sahnesi, Gaziosmanpaşa Ferih Egemen Çocuk Tiyatrosu Sahnesi, Üsküdar Musahipzade Celal Sahnesi, Üsküdar Kerem Yılmazer Sahnesi, Kağıthane Sadabad Sahnesi, Kağıthane Küçük Kemal Çocuk Tiyatrosu Sahnesi, Sultangazi Hoca Ahmet Yesevi Sahnesi ve Ümraniye Sahnesi gibi salonlarda seyircileriyle buluşmaktadır. Klasik oyunları ve yetiştirdiği değerli sanatçıları ile kentin kültür yaşamında doldurulamaz bir yer edinen Şehir Tiyatroları; düzenlediği ücretsiz paneller ve 'Uluslararası İstanbul Mekan-Tiyatro Festivali' gibi prestijli etkinliklerle sanatın her kesime ulaşmasını sağlayan çok önemli bir misyon sürdürmektedir.