Ese Kapı Camii Tarihçesi ve Önemi
Ese Kapı Camii (Ese Kapı Mescidi, İsa Kapı Cami veya Hadım İbrahim Paşa Cami olarak da bilinir), İstanbul'un Fatih ilçesindeki Davutpaşa mahallesinde yer alan tarihi bir Osmanlı camisidir. Özgün haliyle bilinmeyen bir Bizans Doğu Ortodoks kilisesi olan bu yapı, Konstantin Surları ile Mese'nin güney kolu arasında konumlanmıştır. Günümüzde yapının kalıntıları, Cerrahpaşa Üniversitesi Hastanesi (İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi) kompleksi sınırları içerisinde yer almaktadır. Sancaktar Hayrettin Camii ise bu yapının yaklaşık 500 metre kuzeydoğusundadır.
Bizans Dönemi Kökenleri
Konstantinopolis'in yedinci tepesinin güney yamacında, Marmara Denizi'ne bakan bir konumda bulunan bu Bizans binasının kesin kökeni bilinmemektedir. Yapının tuğla işçiliğinin Pammakaristos ve Chora kiliseleriyle karşılaştırılması, binanın Palaiologan döneminde, 13. ve 14. yüzyılın başları arasında inşa edildiğini göstermektedir. Yapının bölgedeki Iasités Manastırı olabileceği yönündeki görüşler ise belirsizliğini korumaktadır.
Osmanlı Dönemi ve Mimar Sinan'ın Katkısı
Konstantinopolis'in 1453'te Osmanlılara geçmesinden sonra, 1509 yılında binaya Türkçe adını veren Kapı (İsa Kapısı) bir depremle yıkılmıştır. 1551-1560 yılları arasında Vezir Hadim İbrahim Paşa, binayı küçük bir camiye dönüştürmüştür. Bu dönüşümle birlikte Saray Mimarı Mimar Sinan, caminin yanına bir medrese ve bunları eski kiliseye bağlayan bir dershane inşa ederek kompleksi büyütmüştür. Hristiyan nüfusun yoğun olduğu Theodosian Surları yakınlarında kurulan bu kompleks, şehrin İslamlaştırılması politikasının bir parçası olarak nitelendirilmektedir. Yapı 1648'de deprem hasarları nedeniyle onarılmış, 1741'de ise Ahmet Ağa küçük bir çeşmenin inşasına sponsor olmuştur.
Mimari Detayları ve Günümüzdeki Durumu
Cami, 17.0 metreye 6.80 metre ölçülerinde dikdörtgen planlı bir yapıya sahipti. Doğu cephesindeki merkezi apsis Osmanlı döneminde yıkılmış ve yerine düz bir duvar örülmüştür. Yapının dış cephesi, Geç Bizans dönemine özgü beyaz taş ve kırmızı tuğla sıralarının dönüşümlü kullanımıyla inşa edilmiştir. Mimar Sinan, alan kısıtlamaları nedeniyle standart planlardan sapan özgün bir yerleşim uygulamış ve medrese avlusuna on bir öğrenci hücresi yerleştirmiştir. Dershane ise kabartma sıva arabesklerden oluşan bir frizle süslenmiştir. 1894 yılındaki büyük İstanbul depremiyle harap olan yapıdan günümüze yalnızca iki duvar kalmış ve sonrasında terk edilmiştir.