Galatya'nın Tarihi ve Kelt Kökenleri
Galatya (veya Galatiya), günümüz Türkiye'sinin Ankara ve Eskişehir illerini kapsayan, orta Anadolu tepeliklerinde yer alan son derece önemli bir antik bölgedir. Bölge, ismini MÖ 279'da Balkanlar'a gerçekleştirdikleri göçlerin ardından, MÖ 3. yüzyılda Trakya'dan buraya gelerek yerleşen Kelt kökenli Galya kabilelerinden almıştır. Romalı tarih yazıcıları tarafından 'Doğu Galya', bölgede yaşayan halk ise 'Galli' (Galyalı veya Kelt) olarak adlandırılmıştır. Galatya'nın kuzeyinde Bitinya ve Paflagonya, doğusunda Pontus ve Kapadokya, güneyinde Kilikya ve Likaonya, batısında ise Frigya bölgeleri bulunmakta olup, bu tarihi bölgenin merkezi antik Ankira (günümüz Ankara) şehridir.
Kelt Galatyası ve Anadolu'daki Varoluş Mücadelesi
Anadolu'ya yerleşen Kelt kavimleri olan Tektosaglar, Trokmiler ve Tolistoboglar, Grekler tarafından 'Galatyalılar' olarak adlandırılmıştır. MÖ 1. yüzyıldan itibaren Helen kültürünün etkisiyle Helenleşen bu topluluklar, Grek kaynaklarında 'Helenogalat', Roma kaynaklarında ise 'Gallogrek' isimleriyle anılmışlardır. Keltler, Helenistik Anadolu'da asimile olmalarına rağmen kendi dillerini ve özgün kültür özelliklerini uzun süre korumayı başarmışlardır. Bölgeye yerleşim süreçleri, Bitinya Kralı I. Nikomedes'in Kelt liderleriyle yaptığı ittifaklar ve ardından Selevkos Kralı I. Antiyohos ile gerçekleşen Filler Savaşındaki mağlubiyetleri sonrasında Frigya ve ardından Galatya sınırlarına çekilmeleriyle tamamlanmıştır. Kelt Galatyası; Ankira, Pessinus, Tavyum ve Gordiyon gibi önemli tarihi şehirleri bünyesinde barındırmıştır.
Roma Dönemi ve Kültürel Asimilasyon
Galatya Krallığı, son hükümdarı Amintas'ın MÖ 25 yılındaki ölümünün ardından İmparator Augustus tarafından Roma İmparatorluğu'na katılarak bir Roma eyaleti haline getirilmiştir. Eyaletin başkenti Ankira'da kralın veliahtı Pilamenes, Augustus'u memnun etmek amacıyla Frigya tanrısı Men adına ünlü bir tapınak (Ankara Anıtı) inşa ettirmiştir. Tapınağın duvarlarında, Augustus'un gerçekleştirdiği işleri anlatan ünlü 'Res Gestae' metninin günümüze ulaşan en büyük kopyası yer almaktadır. Hristiyanlığın yayılış döneminde Havari Pavlus misyonerlik seyahatleri sırasında Galatya'yı ziyaret etmiş ve İncil'de yer alan 'Galatyalılara Mektup'u buradaki Hristiyan topluluğuna ithafen kaleme almıştır. Güçlü kültürel kimliklerine rağmen Galatyalılar, MS 2. yüzyıldan itibaren Helen medeniyeti içinde asimile olmaya başlamışlardır.
Galat Dili ve Arkeolojik Miras
Galat halkı, MS 4. yüzyılın sonlarına kadar kendi dillerini korumayı başarmıştır. Aziz Yeronimos (MS 347 - 420), Ankara'daki Galatların, Ren bölgesindeki Triyer'de yaşayan Treverler ile neredeyse aynı dili konuştuğunu bizzat kaydetmiştir. MS 386 - 395 yılları arasındaki idari düzenlemelerle bölge, Galatia Prima ve Galatia Secunda (veya Salutaris) olmak üzere ikiye bölünmüştür. Galatların tarih sahnesindeki son dönemlerine ait bulgular belirsiz olsa da, halkın büyük çoğunluğu zamanla Anadolu'nun Grekçe konuşan nüfusuna karışmıştır. Günümüzde Galat kültürüne ait bronz at gemi, küpe, bilezik, gerdanlık ve tabak gibi MÖ 3. yüzyıla tarihlenen nadide eserler Bolu Hıdırşeyhler Höyüğü'nde keşfedilmiş olup İstanbul Arkeoloji Müzesi bünyesinde sergilenmektedir.