Dündar Bey Medresesi'nin Tarihçesi
Isparta ilinin Eğirdir ilçesinin merkezinde yer alan Dündar Bey Medresesi, yörede Taş Medrese olarak da adlandırılmaktadır. Eğirdir, 14. yüzyılda Anadolu beyliklerinden biri olan Hamitoğulları Beyliği'nin başkenti konumundaydı. Beyliğin kurucusu ve ilk beyi olan Dündar Bey, kenti imar çalışmaları çerçevesinde bu medrese binasını 1301 yılında inşa ettirmiştir. Yapı, inşa edildiği dönemde şehrin surlarına bitişik bir vaziyette bulunmaktaydı.
Mimari Yapısı ve Bölümleri
Dikdörtgen bir plana sahip olan Dündar Bey Medresesi, kuzey-güney doğrultusunda uzanır ve açık avlulu medreseler grubu içinde yer alır. İlk yapıldığında iki katlı, açık avlulu ve çift eyvanlı olarak tasarlanmış olan yapının zamanla üst katı yıkılmış ve günümüze ulaşamamıştır. Giriş katında 11 odası bulunan yapının ortasında kare şeklinde bir havuz yer almaktadır. Avlunun etrafı, sağda ve solda üçer sütunun taşıdığı sivri kemerli revaklarla çevrelenmiştir. Girişin tam karşısında yer alan tek eyvan kuzeydedir ve bu eyvanın her iki tarafındaki hoca odaları beşik tonozlarla örtülmüştür.
Giriş Kapısı ve Devşirme Malzemeler
Medresenin en göz alıcı bölümü, üzerinde Selçuklu Sultanı II. Gıyaseddin Keyhüsrev'in (1237-1246) adının yazılı olduğu görkemli giriş kapısıdır (taç kapı). Bu taç kapı ve giriş cephesindeki taşlar, Eğirdir'in 3 kilometre kuzeyinde yer alan ve II. Gıyaseddin Keyhüsrev tarafından yaptırılmış olan bir kervansarayın kalıntılarından (öreninden) sökülerek buraya getirilmiştir. Medresenin kuzeydeki sivri kemerli eyvanı ise dikdörtgen formlu bir kapıyla dışarıya doğru açılmaktadır. Binanın sütun başlıklarında yer alan kartal kabartmaları da devşirme malzeme olarak kullanılmıştır.
Kitabeler ve Günümüzdeki Durumu
Yapıda toplamda iki adet kitabe bulunmaktadır. Bunlardan ilki, eyvanın üzerinde yer alan ve medresenin temel taşlarının Hicri 701 / Miladi 1301 yılında Hamidoğulları'ndan Dündar Bey tarafından atıldığını doğrulayan kitabedir. Diğeri ise taç kapı üzerindeki Selçuklu kitabesidir. Hamitoğulları Beyliği'nin günümüze kadar en iyi korunmuş ve sağlam kalabilmiş eseri olduğu düşünülen medrese, 1960 yılından sonra gerçekleştirilen restorasyon çalışmalarının ardından çarşı olarak hizmet vermeye başlamıştır ve günümüzde de bu işlevini sürdürmektedir.