İzmir'in en kalabalık ilçesi olan Buca, MÖ 130'lara uzanan köklü tarihi, eşsiz doğa ve kültür mirasıyla Ege Bölgesi'nin en özel tarih ve turizm beldelerinden biridir. Nif Dağı'nın güney eteklerinde kurulan ilçenin deniz seviyesinden ortalama yüksekliği 101 metredir. Kuzeyinde Konak, kuzeydoğusunda Bornova, doğusunda Kemalpaşa, güneyinde Torbalı, güneybatısında Menderes, batısında ise Gaziemir ve Karabağlar ilçeleriyle komşu olan Buca, 178 km²lik yüzölçümüyle verimli ovalar üzerine kurulmuş son derece köklü bir yerleşim alanıdır.
Buca İsminin Kökeni ve Tarihsel Etimolojisi
Buca isminin tarihsel kökenine dair çeşitli güçlü varsayımlar bulunmaktadır. İznik Devleti Kralı III. İoaanis'in 1235 yılında kaleme aldığı belgelerde Kral Yolu yakınında yer alan Kohis adında bir yerleşim yerinden bahsettiği, bu ismin zamanla Gonia, Bugia ve en nihayetinde Buca şekline dönüştüğü düşünülmektedir. Bizanslılar döneminde ise kentin bugünkü topraklarında Vuza, Uza ya da Vuzas isimli nüfuzlu bir toprak sahibinin yaşadığı ve yerleşimin isminin bu addan türediği varsayılmaktadır. Diğer yandan, İtalyancada "çukur" anlamına gelen BUCA kelimesi, ilçenin fiziki yapısının çukur bir bölgede bulunmasıyla da örtüşmekte ve bu etimolojik iddiayı desteklemektedir. Buca adı tarihi kayıtlarda resmi olarak ilk defa 1688 yılında yaşanan deprem sonrasında Fransız Konsolosluğu'nun buraya taşınmasıyla belgelenmiştir.



Antik Dönemden Cumhuriyete Buca Tarihi
Buca topraklarında antik çağlardan bu yana yerleşimlerin sürdüğü bilinmektedir. MÖ 1102 yılında Eolyalıların şehri almalarına kadar yerli halkın son derece rahat bir yaşam sürdüğü kabul edilir. MÖ 727 yılına kadar İyonyalılarla çekişen Eolyalılar, bu tarihten sonra şehri İyonyalılara bırakmış, ardından güçlenen Lidyalılar MÖ 628 yılında İzmir'i ele geçirmiştir. İyon saldırıları sırasında kentin yerel halkı Dereköy, Kangölü ve Kozağacı yörelerine yerleşmiştir. 1868 yılında Buca'nın kuzeydoğu bölgesinden çıkarılan antik döneme ait büyük kadın büstü, günümüzde Londra'daki ünlü İngiliz Müzesi'nde sergilenmektedir. Kent çevresinde ve Kangölü'nde bulunan Bizans Haçı kabartmalı sütun başlıkları, antik Artemis Mabedi'ne ait olduğu tahmin edilen mermer yer döşemeleri, Forbes Köşkü çevresinde bulunan Bizans sikkeleri ve Gürçeşme yolu üzerindeki Roma Kalesi kalıntıları kentin antik dönemdeki gelişmiş yapısını ortaya koymaktadır.

Zengin Kültür Mirası ve Levanten Dönemi
Yakın tarihte Buca; Rumlar, Yahudiler ve Türklerin bir arada barış içinde yaşadığı çok kültürlü bir sayfiye beldesidir. Özellikle İngiliz, Fransız, İtalyan ve Hollanda şirketleri çerçevesinde oluşan Levanten Grubu'nun buraya yerleşmesi, Buca'nın ekonomik açıdan zenginleşmesinde ve mimari yönden gelişmesinde son derece önemli bir etken olmuştur. George King Forbes, Gout, Prenses Borghese, Kont Dr. Aliberti, De Jongh ve Dimostanis Baltacı malikaneleri gibi görkemli tarihi yapılar bu mirasın en önemli parçalarıdır. Ayrıca tarihi İngiliz Protestan Kilisesi, asırlık su kemerleri, kente özgü dar sokaklar, tarihi Rum evleri ve Türkiye'nin en yüksek heykeli olma özelliğini taşıyan görkemli Atatürk Maskı Buca'nın öne çıkan turistik ve anıtsal değerleridir. Cumhuriyetin ilanından sonra kentsel gelişimini hızla sürdüren Buca, 4 Temmuz 1987 tarihinde Merkez ilçeden ayrılarak bağımsız bir ilçe olmuştur.

Coğrafi Yapı, Mahalleler ve Tarihi Buca İstasyonu
Buca düz ovaları, verimli toprakları ile Tınaztepe, Tıngırtepe, Zeytintepe, Koşutepesi ve Karacaağaç gibi yükseltilere sahiptir. Nif Dağı'ndan doğan meşhur Meles Çayı, Şirinyer'den geçerek Halkapınar'da denizle buluşur. Güven, Yiğitler, Efeler, Ufuk, Dumlupınar, Menderes, Valirahmibey, İnkılap ve Evka-1 gibi planlı mahallelerin yanı sıra Kaynaklar beldesi ile Kırıklar, Karacaağaç ve Belenbaşı köyleri de mahalleye dönüştürülmüştür. Osmanlı Devleti döneminde, 1872 yılında Buca'nın meşhur üzümlerini Alsancak Limanı'na ve dünyaya ulaştırmak amacıyla inşa edilen tarihi Buca Tren İstasyonu kentin en önemli simgelerindendir. İzmir'e bağlanan tüm banliyö hatlarının İZBAN adıyla tek bir hatta indirgenmesi ile bu tarihi istasyon günümüzde işlevsiz ve atıl durumda kalarak geçmişin izlerini taşımaya devam etmektedir.

