İstanbul'un Beykoz ilçesinde, Yalıköy semtinde konumlanan ve Hünkâr İskelesi olarak anılan alanın güneyinde yer alan Beykoz Kasrı (Beykoz 'Mecidiye' Kasrı), Batılılaşma dönemi Osmanlı mimarlığının en seçkin örneklerinden biridir. Denizden başlayarak teraslar halinde yükselen büyüleyici bir peyzajın tepe noktasında, ulu ağaçlar arasında yükselen bu tarihi kasır, iki katlı ve simetrik yapısıyla dikkat çeker. Binanın planlamasında ise geleneksel Türk konut mimarisinin karakteristik özelliklerinden biri olan orta sofalı plan şeması tercih edilmiştir.
Beykoz Kasrı'nın İnşa Süreci ve Tarihçesi
Kasrın inşası, 1845 yılında dönemin Mısır valisi Kavalalı Mehmed Ali Paşa tarafından başlatılmıştır. Paşanın vefatı üzerine yarım kalan yapı, 1854 yılında oğlu tarafından tamamlatılmış ve dönemin padişahı Sultan Abdülmecid'e (1839-61) armağan edilmiştir. İlk yıllarında padişah tarafından günlük konaklamalarda bir biniş kasrı olarak değerlendirilen bu saltanat yapısı, ilerleyen süreçlerde yabancı devlet erkânı ve elçi kabullerinde de önemli bir ağırlama mekanı olarak kullanılmıştır.
İstiridye Kabuklu Dağ Hamamı ve İç Mekan Zenginliği
Beykoz Kasrı'nın geniş bahçesinde, Osmanlı serdap köşk geleneğinin 19. yüzyıldaki nadide bir uygulaması olan 'dağ hamamı' yer almaktadır. İç duvarları denizden toplanmış estetik istiridye kabukları ile bezenmiş olan bu küçük dinlenme köşkü, sıcak yaz günlerinde ziyaretçilerine serin ve ferah bir ortam sunmaktadır. Kasrın Sultan II. Abdülhamid (1876-1909) dönemine ait tarihi fotoğraflarında ise iç mekanların ne denli görkemli olduğu açıkça görülmektedir; saray ağır altın varaklı mobilya takımları, Hereke kumaşlarından döşemelik ve perdeler, Baccarat vazoları, devasa kristal avizeler ve şamdanlarla son derece zengin bir şekilde tefriş edilmiştir.
Cumhuriyet Dönemi ve Günümüzdeki Durumu
Kent merkezinin dışında, temiz havalı bir noktada yer alması sebebiyle Osmanlı döneminin sonlarında kamu hizmetine tahsis edilen kasır, 1918 yılında işgal kuvvetlerinin resmi binaları işgali üzerine Dârü'l-eytâm (Yetimler Yurdu) haline getirilmiştir. Cumhuriyet döneminde ise iç yapısında çeşitli değişikliklere gidilerek hastane ve prevantoryum olarak kullanılmış, yaşlı halk arasında 'Çocuk Hastanesi' olarak ün kazanmıştır. 1997 yılında Millî Saraylar Daire Başkanlığı'na tahsis edilen ve 1999'da boş olarak teslim alınan tarihi yapı, 2005-2011 yılları arasında yüksek mimar İ. Umut Kukaracı'nın şantiye sorumluluğunda kapsamlı bir restorasyondan geçirilmiştir. Günümüzde setlerden oluşan 70 dönümlük geniş bahçesindeki set duvarlarının onarım çalışmaları ise halen devam etmektedir.